English [en]   Česky [cs]   français [fr]   polski [pl]   Türkçe [tr]  

Meet the GNU contributors in person at the GNU Hackers' Meeting!

The 8th GNU Hackers' Meeting takes place in Munich, Germany from 15–17 August 2014. It spans three days, and comprises talks about new GNU programs, status of the GNU system and news from the free software community.

Register now to secure your place.

This translation may not reflect the changes made since 2011-09-20 in the English original. Please see the Translations README for information on maintaining translations of this article.

Özgür Yazılım: Özgürlük ve İşbirliği

Richard M. Stallman'ın "Özgür Yazılım: Özgürlük ve İşbirliği"
isimli, New York'taki New York Üniversitesi'nde
, 29 Mayıs 2001 tarihinde yaptığı konuşmanın metnidir.

Bu konuşmanın düz metin sürümü ve özeti de vardır.

URETSKY: Ben Mike Uretsky. Stern İşletme Fakültesi’ni bitirdim. Ayrıca İleri Teknoloji Merkezi’nin Müdür Yardımcılarından biriyim. Ve Bilgisayar Bilimi Departmanında hepimiz adına, sizlere burada hoş geldiniz demek istiyorum. Size konuşmacıyı takdim edecek olan Ed’e mikrofonu vermeden önce bazı açıklamalarda bulunmak istiyorum.

Üniversitenin rolü, tartışmaların yapılması için uygun bir alan olması ve ilginç tartışmaların yapılabilmesidir. Ve büyük bir üniversitenin rolü, özellikle ilginç tartışmaların yapılabilmesidir. Ve bu özel sunum, bu seminer bu kalıba girer. Açık kaynak tartışmasını özellikle ilginç buluyorum. Bir anlamda….[dinleyiciler güler]

STALLMAN: Özgür yazılım yapıyorum. Açık kaynak farklı bir harekettir. [dinleyiciler güler] [Alkış]

URETSKY: 1960’larda ilgili alanda çalışmaya ilk başladığımda, temel olarak yazılım özgürdü. Ve çevrimlere girdik. Özgür hale geldi ve daha sonra pazarlarını genişletme ihtiyacında olan yazılım üreticileri, bunu başka taraflara doğru çektiler. PC’nin girişiyle gerçekleşen birçok hareket, tam olarak da benzer bir çevrim tipinde hareket etti.

Pierre Levy adında çok ilginç bir Fransız filozof vardır, bu filozof, insanlığın refahını geliştirecek ilişki tiplerindeki değişim ile, yalnızca teknolojiyle ilgili olarak değil ayrıca sosyal yeniden yapılanma, politik yeniden yapılanma ile ilişkili olarak bu yöne doğru olan hareketten ve siber aleme doğru olan hareketten bahsetmektedir. Ve bu tartışmanın söz konusu yöndeki bir hareket olmasını ve bu tartışmanın, normalde Üniversitede bir teselli gibi olan çok sayıda disiplinin sınırlarının ötesine giden bir şey olmasını umuyoruz. Bazı çok ilginç tartışmaları dört gözle bekliyoruz. Ed?

SCHONBERG: Ben Courant Enstitüsü’ndeki Bilgisayar Bilimi Departmanından Ed Schonberg. Hepinize öncelikle hoş geldiniz demek istiyorum. Giriş konuşmasını yapanlar genellikle ve özellikle halka sunumların yararsız bir kısmını yapanlardır ancak bu durumda, gerçekte yararlı bir amaca hizmet etmektedirler, Mike’ın da kolayca gösterdiği gibi, giriş konuşmasını yapan kişi, örneğin, hatalı açıklamalar yaparak, tartışmanın parametrelerini ciddi ölçüde düzeltebilir ve [dinleyiciler güler] keskin hale getirebilir.

Bu nedenle, açıklamaya ihtiyaç duymayan birine anlatır gibi mümkün olan en kısa girişi yapayım. Richard, yıllar önce MIT YZ Laboratuarında yazıcı sürücüleri için kaynak kodunun elverişli olmamasına ilişkin problemlerden küresel olarak düşünen ve yerel hareket eden biri için mükemmel bir örnektir. Yazılımın nasıl oluşturulduğu, hangi fikri mülkiyet araçlarına sahip olduğu ve yazılım topluluğunun gerçekte neyi temsil ettiği fikirlerini yeniden incelemek için hepimizi zorlamış olan bağlı bir felsefe geliştirmiştir. Richard Stallman’a hoş geldiniz demek istiyorum. [Alkış]

STALLMANBiri bana bir saat ödünç verebilir mi? [Dinleyiciler güler] Teşekkür ederim. Bu vesileyle, bu platformda olma imkânı verdikleri için Microsoft’a [dinleyiciler güler] teşekkür ederim. Son birkaç haftadır, kitabı bir yerlerde kazara yasaklanmış olan bir yazar gibi hissediyorum.[dinleyiciler güler] Ancak buna ilişkin yazıların tümünde yanlış yazarın adı verilmektedir çünkü Microsoft GNU GPL’yi açık kaynaklı bir lisans olarak tanımlamaktadır ve bunu izleyen baskı kapsamının çoğunluğu buna uygundur. Tabi ki, insanların çoğunluğu, çalışmamızın açık kaynakla işinin olmadığını fark etmemektedir, çünkü insanlar “açık kaynak” ifadesini bulmadan önce işin çoğunu gerçekleştirdik.

Özgür yazılım hareketindeyiz ve özgür yazılım hareketinin ne hakkında olduğu, ne anlama geldiği, ne yaptığımız üzerine konuşacağım ve bu bir işletme okulu tarafından desteklendiği için, özgür yazılımın işletmeyle nasıl bir ilgisi olduğu hakkında ve sosyal hayatın bazı diğer alanları hakkında bir şeyler söyleyeceğim.

Şimdi, bazılarınız hayatında hiç bilgisayar programı yazmamış olabilir ama belki de yemek pişirdiniz. Ve yemek pişirdiyseniz, çok mükemmel değilseniz, muhtemelen yemek tariflerini kullandınız. Ve yemek tariflerini kullandıysanız, bir arkadaşınızla muhtemelen bir yemek tarifinin kopyasını paylaştınız. Ve tam anlamıyla bir acemi değilseniz, yemek tarifi alışverişi yapmışsınızdır. Yemek tariflerinde belirli şeyler söylenmektedir ancak tam olarak aynı şeyleri yapmanız gerekmez. İçeriklerden bazılarını katmayabilirsiniz. Mantarı sevdiğiniz için biraz mantar ekleyebilirsiniz. Doktorunuz tuzu azaltmanız gerektiğini söylediği için daha az tuz koyabilirsiniz. Yeteneğinize göre daha büyük değişiklikler bile yapabilirsiniz. Ve bir yemek tarifinde değişiklik yaptıysanız ve bu yemek tarifine göre arkadaşlarınıza yemek pişirdiyseniz ve yemeği sevdilerse, size şunu söyleyebilirler: “Tarifini bana da verir misin?” Ve o zaman ne yaparsınız? Yemek tarifinin değişmiş halini yazıp arkadaşınıza bir kopyasını verebilirsiniz. Bunlar, herhangi bir tipteki işlevsel olarak yararlı yemek tarifleriyle yapabileceğiniz doğal şeylerdir.

Şimdi yemek tarifi, bir bilgisayar programına çok benzemektedir. Bir bilgisayar programı yemek tarifine çok benzemektedir: istediğiniz bir sonuca ulaşmak için gerçekleştirilecek bir seri adımdan ibarettir. Bu nedenle, yemek tarifleriyle yaptığınız şeyleri bilgisayar programlarıyla da yapmanız çok doğaldır, örneğin, arkadaşınıza bir kopyasını vermek gibi. Farklı bir işlevi görmesi için bilgisayar programını değiştirebilirsiniz de. Başka biri için iyi bir iş görmüş olabilir ancak sizinki farklı bir iş olabilir. Bu nedenle programı değiştirirsiniz. Ve değiştirdikten sonra, başka insanlar için yararlı olabilir. Belki de sizin yaptığınız işe benzer bir iş için kullanılacaktır. Bu nedenle, şu soruyu sorarlar: "Bana bilgisayar programının bir kopyasını verir misin?" Tabi ki, kibar bir insan olduğunuz için, bilgisayar programınızın bir kopyasını verirsiniz. Bu, nazik bir insan olmanın yoludur.

Bu nedenle, yemek tariflerinin kara kutular içine yerleştirildiği durumu düşünün. Hangi içerikleri kullandığınızı göremezsiniz ve değiştiremezsiniz ve arkadaşınıza bir kopyasını vermeye kalktığınızda size korsan dendiğini ve yıllarca hapiste yattığınızı düşünün. Böyle bir dünya, yemek tariflerini paylaşmaya alışmış insanlar için büyük bir zulümdür. Ancak özel mülk yazılım dünyasında durum aynen böyledir. Bu, diğer insanlara karşı genel inceliğin olmadığı ya da engellendiği bir dünyadır.

Şimdi bunu neden farkettim? Bunu farkettim çünkü 1970’lerde yazılımı paylaşan bir programcı birliğinin parçası olma şansına ulaşmıştım. Bu topluluğun temelleri bilgisayarın başlangıcına dayanmaktadır. Ancak, 1970’lerde, insanların yazılımı paylaştığı bir topluluk zor bulunan bir şeydi. Ve gerçekte bu uç bir durumdu çünkü çalıştığım laboratuarda, tüm işletim sistemi, topluluğumuz tarafından geliştirilen yazılımdı ve bu yazılımın herhangi bir kısmını herhangi bir kimseyle paylaşmaktaydık. İsteyen herkes gelebiliyor ve bir kopya alabiliyordu ve ne yapmak isterse yapıyordu. Bu programlar üzerinde hiçbir telif hakkı uyarısı yoktu. İşbirliği bizim yaşam biçimimizdi. Ve bu yaşam şeklinde güvendeydik. Bunun için savaşmıyorduk. Bunun için savaşmamız gerekmiyordu. Sadece bu şekilde yaşıyorduk. Ve bildiğimiz kadarıyla, bu şekilde yaşamayı sürdürecektik. Bu nedenle özgür yazılım vardı ama özgür yazılım hareketi yoktu.

Ama daha sonra topluluğumuz çeşitli felaketlerle yıkıldı. Sonunda tamamen yok oldu. Sonunda tüm çalışmalarımız için kullandığımız PDP-10 bilgisayarı1 ortadan kalktı. Sistemimiz olan, Uyumlu Olmayan Zaman Paylaşımlı Sistem, 1960’larda başlayarak yazılmıştı, bu nedenle assembler dilinde yazılmıştı. 1960’larda bir işletim sistemi yazmak için assembler kullanılmaktaydı. Bu nedenle, tabi ki, assembler dili belirli bir bilgisayar mimarisi içindir; bunun devamı gelmezse, tüm çalışmanız boşa gider, işe yaramaz. Ve bizim başımıza da bu geldi. 20 yıllık çalışma boşa gitti.

Ancak bu durum meydana gelmeden önce, bu durum meydana geldiğinde ne yapacağıma ilişkin olarak beni hazırlayan ve ne yapacağımı görmeme yardımcı olan bir olay oldu çünkü belirli bir noktada, Xerox çalıştığım yer olan Yapay Zeka Laboratuvarına bir lazer yazıcısı hediye etti ve bu hediye gerçekten de güzel bir hediyeydi çünkü Xerox dışında birilerinin bir lazer yazıcısına sahip olduğu ilk durumdu. Bu yazıcı çok hızlıydı, saniyede bir sayfa yazıyordu, birçok anlamda çok iyiydi ancak güvenilir değildi çünkü yüksek hızlı bir kopyalayıcının yazıcı olarak değiştirilmiş biçimiydi. Ve bildiğiniz gibi kopyalayıcılarda sıkışma meydana gelmektedir ancak genelde bu sıkışmayı çözecek birileri bulunur. Yazıcıda sıkışma oldu ve kimse görmedi. Bu nedenle yazıcı uzun süre sorunlu halde kaldı.

Biz de bu sorunu çözmek için bir fikir geliştirdik. Sistemi, yazıcı her ne zaman bir sıkışma durumu yaşarsa, yazıcıyı çalıştıran makine zaman paylaşımlı makinemize durumu bildirecek ve çıktı bekleyen kullanıcılara yazıcıdaki problemi çözmelerini söyleyecek bir şekilde değiştirdik. Tabi ki kullanıcılar, bir çıktı bekliyorlarsa ve yazıcıda sıkışma olduğunu biliyorlarsa, sonsuza kadar oturup beklemeyecek ve sorunu çözeceklerdi.

Ancak bu noktada tamamen felce uğradık çünkü söz konusu yazıcıyı çalıştıran yazılım özgür yazılım değildi. Söz konusu yazılım yazıcı ile birlikte gelmişti ve yalnızca bir ikiliydi (binary). Kaynak kodunu alamamıştık; Xerox, kaynak kodunu bize vermemişti. Bu nedenle, programlayıcılar olarak yetenekli olmamıza rağmen, ne de olsa kendi zaman paylaşımlı sistemimizi yazmıştık, bu özelliği yazıcı yazılımına ekleme konusunda tamamıyla çaresizdik.

Ve beklemek zorundaydık. Çıktımızı almanız bir ya da iki saat sürüyordu çünkü makine çoğu zaman sıkışma yapıyordu. Bir saat bekleyip “Sıkışacağını biliyorum. Bir saat bekleyeceğim ve çıktımı alacağım” diyorduk ve daha sonra tüm zaman boyunca sıkışmış olduğunu ve gerçekte başka kimsenin tamir etmediğini gördük. Bu nedenle, biz tamir ettik ve yarım saat daha bekledik. Daha sonra, geri döndük ve çıktı haline gelmeden önce yine sıkıştığını gördük. Üç dakika basma işlemi yapıp otuz dakika sıkışmaktaydı. Bu durum hayal kırıklığı yarattı. Ancak daha kötüsü, tamir edebileceğimizi biliyor olmamızdı ancak kendi bencilliği için başka birileri, yazılımı geliştirmemizi önleyerek bizi engellemekteydi. Bu nedenle tabi ki bir miktar küskünlük hissettik.

Ve daha sonra Carneige Mellon Üniversitesi’nden birilerinin söz konusu yazılımın bir kopyasını aldığını duydum. Üniversiteyi ziyaret ediyordum, bu nedenle ilgili kimsenin ofisine gittim ve dedim ki: "Merhaba, ben MIT’denim. Yazıcı kaynak kodunun bir kopyasını alabilir miyim?" O da bana dedi ki: "Hayır, kimseye kopya vermemeye söz verdim." [Dinleyiciler güler] Şaşırmıştım. Aynı zamanda da kızmıştım ve nasıl adil olacağıma ilişkin hiçbir fikrim kalmamıştı. Belki de kapıyı çarptım. [Dinleyiciler güler] Ve daha sonra da bu konuyu düşündüm çünkü yalnızca soyutlanmış bir olay değil ayrıca önemli olan ve çok sayıda kimseyi etkileyen sosyal bir fenomen görmekte olduğumu fark ettim.

Şanslıydım, çünkü bu durumu yalnızca bir kere yaşadım. Diğer insanlar ise her zaman bu durumla yaşamak zorundalar. Bu nedenle bu konuyu kapsamlı olarak düşündüm. MIT’deki çalışma arkadaşları bizimle işbirliği yapmaktan kaçındı. Bize ihanet etti. Ama bunu yalnızca bize karşı yapmadı. Bunu size de yaptı [Dinleyicilerden birini gösteriyor]. Ve zannediyorum ki, bunu size de yaptı. [Başka bir dinleyiciyi gösteriyor]. [Dinleyiciler gülüyor] Ve bunu muhtemelen size de yaptı [Dinleyiciler arasında üçüncü bir dinleyiciyi gösteriyor]. Bunu bu odadaki insanların çoğuna yaptı, belki çok azınıza yapmadı, onlar da zaten 1980’de henüz doğmamış olanlardır. Çünkü Dünya gezegeninin tüm nüfusu ile işbirliği yapmayı reddetmeye söz verdi. Bir gizlilik anlaşması imzaladı.

Şimdi bu benim bir gizlilik anlaşmasıyla ilk doğrudan karşılaşmamdı ve bu bana önemli bir ders verdi, bu önemli bir dersti çünkü birçok programcı bunu hiçbir zaman öğrenmedi. Bu, benim bir gizlilik anlaşmasıyla ilk karşılaşmamdı ve kurban bendim. Ben ve benim tüm laboratuarım kurbandı. Ve bu bana gizlilik anlaşmalarının kurbanlarının var olduğunu gösterdi. Masum değildiler. Zararsız değildiler. Birçok programcı bir gizlilik anlaşması imzalamaya davet edildiğinde, ilk olarak bir gizlilik anlaşmasıyla karşılaşmaktadır. Ve her zaman istek uyandırıcı bir şey vardır – bu anlaşmayı imzalarlarsa bundan iyi bir sonuç elde edeceklerini düşünürler. Bu nedenle özürler oluştururlar. Şöyle derler: "Ne olursa olsun bir kopya alamayacak, bu nedenle onu yoksun bırakmak için niçin bir komploya katılayım?" Şöyle derler: "Bu, bu işin her zaman yapıldığı yoldur. Buna karşı kime gideyim?" Şöyle derler: "Bunu ben imzalamazsam başka biri imzalayacak." Vicdanlarını rahatlatmak için çeşitli bahaneler bulurlar.

Ama birileri beni bir gizlilik anlaşması imzalamaya çağırdığında, vicdanım zaten duyarlı hale gelmişti. Birisi bana yardım etmemeye söz verdiğinde ne kadar sinirlenmiş olduğumu hatırladım ve laboratuvarım sorunumuzu çözdü. Ve ben ise, bana hiç zarar vermemiş birine aynı şeyi yapamazdım. Birileri benden nefret edilen bir düşmanla bazı yararlı bilgileri paylaşmamam için söz vermemi isteseydi, evet derdim. Birileri kötü bir şeyler yapmışsa, bunu hak etmektedir. Ancak yabancılar – bana hiç zarar vermemişlerdir. Bu gibi bir hatalı muameleyi nasıl hak edebilirler? Herhangi birine ve herkese kötü davranmaya başlayamazsınız. O zaman toplumda yırtıcı bir hayvan haline gelirsiniz. Bu nedenle dedim ki: "Bana bu güzel yazılım paketini sunduğunuz için çok teşekkür ederim. Ama talep ettiğiniz şartlarda bu paketi kabul edemem, bu paket olmaksızın çalışacağım. Çok teşekkür ederim." Ve böylece, yazılım gibi genel olarak yararlı teknik bilgi için bir gizlilik anlaşması imzalamadım.

Şimdi farklı etik hususlara ilişkin başka bilgi tipleri vardır. Örneğin, kişisel bilgiler vardır. Kendinizle erkek arkadaşınız arasındaki bir olay hakkında konuşmak isterseniz ve benden bunu kimseye söylemememi isterseniz, bunu sizin için sır olarak saklarım çünkü bu gerçekte yararlı bir teknik bilgi değildir. En azından, muhtemelen genel olarak yararlı değildir [dinleyiciler güler].

Bana harika yeni bir seks tekniği anlatma olasılığınız da vardır [dinleyiciler güler] ve o zaman bunu toplumun geri kalanına aktarmayı görev bilirim [dinleyiciler güler], böylece tüm insanlar bundan faydalanır. Bu nedenle, söz konusu söze bir şart koymalıyım. Kim neyi ister, kim kime kızgındır ve bu gibi pembe dizi hususları hakkında sizin için gizli tutabileceğim ayrıntılarsa; ancak toplumun bildiği için çok faydalandığı bir husussa, o zaman bu bilgileri saklı tutmamalıyım. Görüyorsunuz, bilimin ve teknolojinin hedefi, insanların hayatlarını daha iyi yaşamaları için insanlık için yararlı bilgiler geliştirmektir. Söz konusu bilgileri saklı tutmaya söz verirsek – gizli tutarsak – o zaman alanımızın misyonuna ihanet ederiz. Ve bunu yapmamaya karar verdim.

Ancak bu arada topluluğum çöktü ve bu da beni kötü bir duruma soktu. Görüyorsunuz, tüm Uyumlu olmayan Zaman Paylaşımlı Sistem eskidi çünkü PDP-10 eskiydi ve bu nedenle, eskiden yapmış olduğum gibi bir işletim sistemi geliştiricisi olarak çalışmaya devam etmemin bir yolu yoktu. Bu, topluluğun yazılımını kullanmama ve geliştirmeme, başka bir deyişle topluluğun bir parçası olmama bağlıydı. Bu artık bir ihtimal değildi ve bu da beni törel bir ikileme soktu. Ne yapacaktım? Çünkü en açık ihtimal, vermiş olduğum karara karşı gelmek anlamına geliyordu. En açık ihtimal, dünyadaki değişime kendimi uyarlamaktı. Bir şeylerin farklı olduğunu kabul etmem ve bu ilkeleri bırakmam ve özel mülk işletim sistemleri için gizlilik anlaşmaları imzalamaya başlamam ve muhtemelen özel mülk yazılım yazmam gerekiyordu. Ancak kod yazmaktan zevk aldığımı ve para kazanabileceğimi – özellikle MIT dışında yazarsam – ama sonunda kariyerimde geriye dönüp baktığımda, “Hayatımı insanlar arasında duvarlar örmek için harcadım” diyeceğimi ve hayatımdan utanç duyacağımı fark ettim.

Bu nedenle başka bir alternatif aradım ve açık bir alternatif vardı. Yazılım alanını bırakıp başka bir şeyler yapabilirdim. Başka bir özel kayda değer yeteneğe sahip değildim ancak bir garson olabileceğimden emindim. [dinleyiciler güler] Ancak şık bir restoranda çalışamazdım; beni işe almazlardı [dinleyiciler güler] ancak başka bir yerlerde garson olabilirdim. Ve birçok programcı bana şunu dedi: "Programcıları işe alan insanlar şunu, şunu ve şunu talep etmektedir. Bu işleri yapmazsam, o zaman açlıktan ölürüm." Kullandıkları sözcükler böyleydi. Garson olarak açlıktan ölmezsiniz. [dinleyiciler güler] Bu nedenle, gerçekte tehlikede değilsiniz. Ancak – ve bu önemlidir, görüyorsunuz – bazen diğer insanlara zarar veren bir şey yaparsınız ve bunu yapmasaydım ben daha çok zarar görecektim diyerek kendinizi haklı çıkartırsınız. Gerçekten de açlıktan ölseniz, özel mülk yazılım yazma konusunda haklısınızdır. [dinleyiciler güler] Birileri size silah tutsa, o zaman affedilebilir bir iş yaptığınızı söyleyebilirim. [dinleyiciler güler] Ancak etik olmayan bir şeyler yapmayarak yaşantımı sürdürmenin bir yolunu bulmuştum, bu nedenle bir bahane yoktu. Ancak garsonluk yapmanın benim için eğlenceli bir iş olmayacağının farkına vardım, bir işletim sistemi geliştiricisi olarak yeteneklerimi boşa harcamama neden olacaktı. özel mülk yazılım geliştirmek ise yeteneklerimi kötüye kullanmak olurdu. Diğer insanları özel mülk yazılım dünyasında yaşamak için yüreklendirmek yeteneklerimi kötüye kullanmam anlamına gelirdi. Bu nedenle, yeteneklerimi kötüye kullanmak yerine harcamak daha iyidir ancak hâlâ yine de gerçekten de iyi değildir.

Bu nedenlerden ötürü, başka bir alternatif aramaya karar verdim. Durumu gerçekten de geliştirecek olan bir işletim sistemi geliştiricisi dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için ne yapabilir? Ve gerçekten de gerekli olanın bir işletim sistemi geliştiricisi olduğunu fark ettim. Problem ve ikilem benim için ve herkes için mevcuttu çünkü modern bilgisayarlara ilişkin mevcut işletim sistemlerinin tümü özel mülkydi. Özgür işletim sistemleri eski, zamanı geçmiş bilgisayarlar içindi, değil mi? Bu nedenle modern bilgisayarlar için – modern bir bilgisayarı alıp kullanmak isterseniz, özel mülk bir işletim sistemi kullanmaya zorlanmaktaydınız. Bu nedenle bir işletim sistemi geliştiricisi başka bir işletim sistemi yazar ve daha sonra şunu derse: “Herkes gelsin ve bunu paylaşsın; hoş geldiniz” – bu, herkese ikilemden bir çıkış yolu, başka bir alternatif sağlayacaktır. Bu nedenle, problemi çözebilecek bir şeyler yapabileceğimi fark ettim. Bunu yapmak için doğru özelliklere sahiptim. Ve bu, hayatımla ilgili yapabileceğimi hayal ettiğim en yararlı şeydi. Ve bu, başka hiç kimsenin çözmeye çalışmadığı bir problemdi. Bu yalnızca orada oturmak ve işlerin kötüye gitmesini seyretmekti ve orada benden başka hiç kimse yoktu. Bu nedenle şöyle hissettim: “Ben seçildim. Bu konu üzerinde çalışmam lazım. Ben değilsem kim çalışacak ki?” Bu nedenle, özgür bir işletim sistemi geliştirirken ya da geliştirmeye çalışırken...yaşlı bir halde tabi ki ölmeye karar verdim. [dinleyiciler güler]

Tabi ki, bunun nasıl bir işletim sistemi olması gerektiğine karar vermem gerekiyordu. Bazı teknik tasarım kararlarının verilmesi gerekiyordu. Belirli nedenlerden ötürü, sistemi Unix ile uyumlu bir sistem haline getirmeye karar verdim. İlk olarak, gerçekten de sevdiğim bir işletim sisteminin kullanılmaz hale geldiğini gördüm çünkü bu işletim sistemi, belirli bir bilgisayar tipi için yazılmıştı. Bu durumun yeniden meydana gelmesini istemedim. Taşınabilir bir sistemimizin olması gerekiyordu. Unix taşınabilir bir sistemdi. Bu nedenle, Unix’in tasarımını izleseydim, taşınabilir ve çalıştırılabilir bir sistem oluşturma şansına sahip olabilirdim. Ve dahası, [kayıt anlaşılır değil] ayrıntıda niçin uyumlu bir sistem olmasın ki? Bunun nedeni, kullanıcıların, uyumlu olmayan değişikliklerden nefret etmesidir. Sistemi en sevdiğim şekilde tasarımlamış olsaydım ki böyle yapmak isterdim, eminim ki – uyumlu olmayan bir şeyler üretmiş olurdum. Ayrıntılar farklı olurdu. Bu nedenle sistemi yazsaydım, o zaman kullanıcılar bana şunu diyeceklerdi: "Bu çok güzel, ancak uyumlu değil. Geçiş yapmak için çok fazla çalışma gerekiyor. Unix yerine sizin sisteminizi kullanmamız çok zorlayıcı, bu nedenle Unix’le çalışmaya devam edeceğiz".

İçinde insanların, bu özgür sistemi kullanan ve özgürlüğün ve işbirliğinin faydalarının tadını çıkaran insanların olduğu bir topluluk oluşturmak isteseydim, insanların kullanacağı, insanların kolay bir şekilde dönebilecekleri ve başlangıçta başarısız olması için bir engelin olmadığı bir sistem yapmak isterdim. Şimdi ise, sistemi Unix ile uyumlu hale getirmek, tasarım kararlarının tümünü gerçekleştirmiştir çünkü Unix, birçok parçadan oluşmaktadır ve bu parçalar, oldukça iyi bir şekilde klavuzları yazılmış olan ara yüzler üzerinden haberleşmektedir. Bu nedenle, Unix ile uyumlu olmak isterseniz, her bir parçayı birer birer uyumlu bir parça ile değiştirmeniz gereklidir. Bu nedenle, kalan tasarım kararları bir parçanın içindedir ve söz konusu parçayı kim yazmaya karar verirse, o kişi tarafından gerçekleştirilebilir. Başlangıçta gerçekleştirilmeleri gerekmez.

Çalışmayı başlatmak için tüm yapmamız gereken sistem için bir isim bulmaktı. Şimdi, biz hacker’lar, bir program için her zaman komik ya da haylaz bir isim ararız çünkü programın ismi ile eğlenen insanları düşünmek, programı yazmanın eğlencesinin yarısı kadardır. [dinleyiciler güler] Ve sözcüklerin baş harflerinden oluşan yinelemeli isimleri verme geleneğine sahiptik, bu, yazmakta olduğunuz programın, mevcut bir programa benzer bir isme sahip olduğu anlamına gelmektedir. Programınıza, şunu söyleyen ve sözcüklerin baş harflerinden oluşan (akronim) yinelemeli bir isim verebilirsiniz: bu, diğeri değil. Böylece örneğin, 1960’larda ve 1970’lerde çok sayıda Tico metin editörü vardı ve bunlar genellikle birileri ya da diğerleri TECO olarak adlandırılmaktaydı. Daha sonra akıllı bir hacker bunu Tint olarak adlandırdı çünkü Tint, TECO Değildi – ilk yinelemeli kısaltmaydı. 1975 yılında, ilk Emacs metin editörünü geliştirdim ve Emacs’in birçok taklidi vardı ve bunların birçoğu biri ya da başka Emacs olarak adlandırıldı ancak biri Fine olarak adlandırıldı, çünkü Fine Emacs Değildi ve Sine vardı çünkü Sine Emacs Değildi ve Eine, çünkü Eine Emacs değildi ve MINCE çünkü Mince Tamamen Emacs Değildi. [dinleyiciler güler] Daraltılmış bir taklit vardı. Ve Eine daha sonra tamamen yeniden yazıldı ve yeni sürüm Zwei olarak adlandırıldı, Başlangıçta Zwei Eine İdi. [dinleyiciler güler]

Bu nedenle, Bir şeyler Unix değil (Something’s not Unix) için yinelemeli bir akronim aradım. Ve 26 harfin tümünü denedim ve hiçbirinin bir sözcük oluşturmadığını fark ettim. [dinleyiciler güler] Hım, başka bir yoldan denemeliydim. Bir küçültmeye karar verdim. Bu şekilde, Bir şeyler Unix değil için üç harfli bir akronimim oldu. Ve harfleri denedim ve "GNU" sözcüğüyle karşılaştım – "GNU" sözcüğü İngilizcedeki en komik sözcüktür. [dinleyiciler güler] Bu oldu. Tabi ki, komik olmasının nedeni, sözlüğe göre "yeni" olarak telaffuz edilmesiydi. İnsanların onu kelime oyunu için kullanmasının nedeni de buydu. Ayrıca size söyleyeyim ki, bu, Afrika’da yaşayan bir hayvanın adıdır. Ve Afrika telaffuzu, bu isim üzerinde bir tıklama sesine sahipti. [dinleyiciler güler] Belki de hâlâ öyledir. Ve böylece Avrupalı koloniciler, oraya vardıklarında, bu tıklama sesini söylemeyi öğrenmekte sıkıntı çekmediler. Bu nedenle onu orada bıraktılar ve bir ‘g’ yazdılar, bu da "telaffuz etmediğimiz başka bir sesin burada olması gerektiği" anlamına gelmekteydi. [dinleyiciler güler] Bu nedenle, bu gece Güney Afrika’ya gidiyorum ve onlardan rica edeceğim, umarım ki, bana tıklama seslerini telaffuz etmeyi öğretecek birilerini bulabilirler [dinleyiciler güler] böylece GNU’yu, bu bir hayvan adı olduğunda, doğru şekilde telaffuz etmeyi öğreneceğim.

Ancak bu sistemimizin adı olduğunda, doğru telaffuz "guh-NEW" dir, sert ‘g’yi telaffuz edin. "Yeni" işletim sistemi hakkında konuşuyorsanız, insanların kafasını karıştıracaksınız çünkü halen bu konu hakkında 17 yıldır çalışıyoruz, yani bu konu artık yeni değil. [dinleyiciler güler] Ancak yine de yenidir ve her zaman da öyle olacaktır, GNU – kaç tane insan yanlışlıkla onu Linux olarak adlandırırsa adlandırsın. [dinleyiciler güler]

Bu nedenle, 1984 yılının Ocak ayında GNU’nun parçalarını yazmak için MIT’deki işimden ayrıldım1. Ancak imkânlarını kullanmama izin verecek kadar kibardılar. Bu arada, tüm parçaları yazacağımızı ve komple bir GNU sistemi yapabileceğimizi düşündüm ve daha sonra şunu diyecektik: "Gelin ve alın" ve insanlar, GNU’yu kullanmaya başlayacaklardı. Ancak durum böyle olmadı. Yazdığım ilk parçalar, Unix’in bazı parçalarının yerine eşit derecede iyi bir şekilde geçmekteydiler ve daha az hataya sahiptiler ancak ciddi ölçüde heyecan verici değildiler. Hiç kimse özellikle onları alıp kurmak istemiyordu. Ancak daha sonra 1984 yılının Eylül ayında GNU Emacs’i yazmaya başladım, bu, Emacs’in ikinci implementasyonuydu ve 1985’in başlarında, çalışıyordu. Tüm düzenleme işlemlerim için GNU Emacs’ı kullanabiliyordum, bu, büyük bir rahatlamaydı çünkü Unix editörü olan vi’yı öğrenmeye hiç niyetim yoktu. [dinleyiciler güler] Bu nedenle, o zamana kadar, düzenleme işlemlerimi başka bir makinede yaptım ve dosyaları network üzerinden kaydettim, böylece dosyaları test edebiliyordum. Ancak GNU Emacs benim kullanabilmem için yeterince iyi bir şekilde çalıştığında, diğer insanlar da onu kullanmak istemiştir.

Bu nedenle, dağıtımın ayrıntılarını çalışmam gerekti. Tabi ki, yazarı bilinmeyen FTP dizinine bir kopya koydum ve nette olan insanlar için bu iyi bir durumdu – bir tar dosyasını taşıyabiliyorlardı ancak 1985 yılında nette çok sayıda programcı yoktu. "Bir kopyasını nasıl temin edebilirim?" diyen e-postalar gönderiyorlardı. Onları nasıl yanıtlayacağıma karar vermeliydim. Şunu diyebilirdim: "Zamanımı daha fazla GNU yazılımı yazarak harcamak istiyorum, bant yazarak zaman kaybetmek istemiyorum, bu nedenle İnternette olan ve yazılımı indirmek isteyen ve sizin için bir banda koyacak olan bir arkadaş bulun," ve eminim ki, er ya da geç insanlar birtakım arkadaşlar bulacaktı. Kopyaları alacaklardı. Ancak bir taraftan da işsizdim. Gerçekte, 1984 yılının Ocak ayında MIT’den ayrıldığımdan beri işsizdim. Bu nedenle, özgür yazılım üzerindeki çalışmam sayesinde para kazanmanın bir yolunu aramaya başladım ve böylece bir özgür yazılım işine başladım. Şu bildiride bulundum: “Bana 150 dolar gönderin ve ben de size Emacs’ın bandını yollayayım.” Ve siparişler gelmeye başladı. Yılın ortası itibariyle siparişler arttı.

Ayda 8 ilâ 10 arasında sipariş alıyordum. Ve gerekli olursa, bu parayla geçinebilirdim çünkü her zaman az parayla yaşamaya alışıktım. Temel olarak bir öğrenci gibi yaşıyorum. Ve bunu seviyorum çünkü bu, paranın bana ne yapmam gerektiğini söylemediği anlamına gelmektedir. Benim için neyin önemli olduğunu düşünüyorsam onu yapabilirim. Bu, yapılmaya değer şeyleri yapmam konusunda beni özgür kıldı. Tipik Amerikalıların pahalı yaşam alışkanlıklarına gömülmemi önlemek için gerçek bir çaba gösterdim. Çünkü pahalı yaşarsanız (50), o zaman parası olan insanlar hayatınızla ilgili olarak ne yapmanız gerektiğini zorla kabul ettirir. Sizin için gerçekten de önemli olan şeyi yapamazsınız.

Bu iyiydi ancak insanlar bana şunu sormaktaydı: "Bu yazılım 150 dolar tutuyorsa, nasıl özgür yazılım olur?" [dinleyiciler güler] Bunu sormalarının nedeni, İngilizcedeki “free (özgür - ücretsiz)” sözcüğünün çeşitli anlamlarıyla kafalarının karışmasıydı. Bir anlamı fiyata ve diğer anlamı özgürlüğe atıf yapmaktadır. Özgür yazılım dediğimde, özgürlükten bahsediyorum paradan değil. Özgür konuşmayı düşünün, ücretsiz birayı değil. [dinleyiciler güler] Şimdi yani, hayatımın bu kadar çok yılını programcıların daha az para kazanmasını sağlamaya adamadım. Hedefim bu değil. Ben bir programcıyım ve para kazanmaya çok önem vermiyorum. Tüm ömrümü para kazanmaya adamayacağım, para kazanmayı kafama takmıyorum. Ancak – ahlak kuralları herkes için aynı olduğundan – para kazanan başka programcılara karşı değilim. Ücretlerin düşük olmasını istemiyorum. Önemli olan konu bu değil. Burada önemli olan konu özgürlük. Kullanan kişi programcı olsun olmasın, yazılımı kullanan herkes için özgürlük.

Bu noktada size özgür yazılımın tanımını vermeliyim. En iyisi bazı gerçek ayrıntılara gireyim çünkü yalnızca "özgürlüğe inanıyorum" demek saçmadır. İnanabileceğiniz birçok farklı özgürlük mevcuttur ve bunlar birbiriyle çatışmaktadır, bu nedenle, gerçek politik soru şudur: Önemli özgürlükler nelerdir, herkesin sahip olduğundan emin olduğumuz özgürlükler midir?

Şimdi, yazılımın kullanılmasına ilişkin belirli alan için söz konusu soruya ilişkin cevabı vereceğim. Aşağıdaki özgürlüklere sahipseniz, bir program sizin için "özgür yazılım"dır:

Bu özgürlüklerin tümüne sahipseniz, program sizin için özgür yazılımdır – ve bu önemlidir. Bunu bu şekilde ifade etmemin nedeni budur. Bunun nedenini daha sonra, GNU Genel Kamu Lisansı hakkında konuştuğumda açıklayacağım ama şimdi özgür yazılımın ne olduğunu açıklayacağım, bu, çok daha temel bir sorudur.

Özgürlük Sıfır oldukça açıktır. Programı istediğiniz herhangi bir şekilde çalıştırmanıza izin verilmezse, bu, oldukça kötü kısıtlayıcı bir programdır. Ancak gerçekte, birçok program size en azından Özgürlük Sıfırı sağlayacaktır. Ve Özgürlük Bir, İki ve Üçün bir sonucu olarak yasal biçimde Özgürlük Sıfır bu özgürlükleri izler – telif hakkı kanununun çalışma biçimi budur. Özgür yazılımı tipik yazılımdan ayıran özgürlükler Özgürlük Bir, İki ve Üçtür, bu nedenle bu özgürlükleri ve niçin önemli olduklarını açıklayacağım.

Özgürlük Bir, programı ihtiyaçlarınıza uygun olacak şekilde değiştirebilme özgürlüğüdür. Bu özgürlük, hataların ayıklanması anlamına gelebilir. Yeni özelliklerin eklenmesi anlamına da gelebilir. Tüm hata mesajlarının Navajo’ya dönüştürülmesi anlamına gelebilir. Herhangi bir değişiklik yapmak isterseniz, söz konusu değişikliği özgürce yapabilmelisiniz.

Şimdi, profesyonel programcılar bu özgürlüğü çok etkin bir şekilde kullanabilir ancak profesyonel programcılar yalnızca bu özgürlüğü değil, tüm özgürlükleri etkin bir şekilde kullanabilir. Akıllı bir kimse biraz programlama öğrenebilir. Zor işler vardır ve kolay işler vardır ve çoğu insan, zor işleri yapmaya yetecek kadar bilgi öğrenmeyecektir. Ancak birçok insan, 50 yıl önce olduğu gibi, kolay işleri yapmaya yetecek kadar bilgi öğrenebilir, çok sayıda Amerikalı erkek, araba tamir etmeyi öğrenmiştir, bu durum da, ABD.’nin 2. Dünya Savaşında motorize bir orduya sahip olmasını ve savaşı kazanmasını sağlamıştır. Bu tip insanlara sahip olmak çok önemlidir.

Sosyal bir insansanız ve aslında teknolojiye hiç merakınız yoksa, bu durum muhtemelen çok sayıda arkadaşınızın olduğu ve kendinize iyilik yaptırmak konusunda iyi olduğunuz anlamına gelmektedir. [dinleyiciler güler] Bu arkadaşlardan bazıları muhtemelen programcılardır. Böylece programlayıcı arkadaşlarınızdan birine sorabilirsiniz. "Lütfen bunu benim için değiştirir misin? Bu özelliği ekler misin?" Böylece, çok sayıda insan programdan faydalanabilir.

Şimdi, bu özgürlüğe sahip değilseniz, bu, toplum için pratik ve maddi kayıplara neden olur. Sizi, programınızın bir kölesi haline getirir. Lazer yazıcısına göre bunun nasıl bir şey olduğunu açıklamıştım. Bu, bizim için kötü bir şekilde çalışmıştır ve bu sorunu gideremezdik çünkü yazılımımızın kölesiydik.

Ama ayrıca bu durum, insanların moralini de etkilemektedir. Bilgisayarın kullanılması sürekli olarak hayal kırıklığına uğratıcı bir durum oluşturuyorsa ve insanlar onu kullanıyorsa, yaşamları da hayal kırıklığı içinde olacaktır ve bunu işlerinde kullanıyorlarsa, işleri de onları hayal kırıklığına uğratacaktır ve işlerinden nefret edeceklerdir. Ve biliyorsunuz, insanlar bir konu hakkında hayal kırıklığına uğramamak için, o konuya önem vermemeyi tercih eder. Böylece yaklaşımları şu şekilde olan insanlarla karşılaşırsınız: “Bugün işimle uğraştım. Tüm yapmam gereken de buydu. İlerleme kaydedemezsem, bu benim problemim değildir; bu, patronumun problemidir.” Ve bu durum meydana geldiğinde, bu, bu insanlar için kötüdür ve bu, toplumun bütünü için kötüdür. Bu, Özgürlük Birdir, kendinize yardım etme özgürlüğüdür.

Özgürlük İki, programınızın kopyalarını dağıtarak komşunuza yardım etme özgürlüğünüzdür. Şimdi, düşünebilen ve öğrenebilen canlılar için, yararlı bilginin paylaşılması önemli bir arkadaşlık işlevidir. Bu canlılar bilgisayarı kullandıkları zaman, bu arkadaşlık işlevi yazılımın paylaşılması biçimini almaktadır. Arkadaşlar birbirleriyle birçok şeyi paylaşmaktadır. Arkadaşlar birbirine yardım eder. Bu, arkadaşlığın doğasında vardır. Ve aslında, bu iyi niyet ruhu – komşunuza yardım etme ruhu, gönüllü olarak – toplumun en önemli kaynağıdır. Yaşanabilir bir toplumla vahşi bir toplum arasındaki farkı oluşturur. Binlerce yıldır dünyadaki büyük dinler tarafından paylaşmanın önemi fark edilmiştir ve açık bir şekilde bu davranışı yüreklendirmeye çalışmaktadırlar.

Anaokuluna giderken, öğretmenlerimiz bize bu yaklaşımı benimsetmeye çalışıyordu – paylaşmamızı sağlayarak paylaşmanın ruhunu benimsememizi istiyorlardı. Paylaşırsak bunu öğrenebileceğimizi anlamışlardı. Bu nedenle şöyle söylemekteydiler: “Okula şeker getirirseniz, hepsini kendiniz yememelisiniz; bir kısmını başka çocuklarla paylaşmalısınız.” Toplum, bu işbirliği ruhunu öğretmek için kurulmuştu. Ve niçin bunu yapmanız gereklidir? Çünkü insanların hepsi işbirliği yapma taraftarı değildir. Bu, insan ruhunun bir parçasıdır ve insan ruhunun başka parçaları da vardır. İnsan doğasının çok sayıda parçası vardır. Bu nedenle, daha iyi bir toplum istiyorsanız, paylaşma ruhunu cesaretlendirmek için çalışmanız gereklidir. Bu, hiçbir zaman % 100 olamayacaktır. Bu, anlaşılabilir bir durumdur. İnsanların kendilerine de özen göstermeleri gereklidir. Ancak bunu biraz daha büyütebilirsek, hepimiz daha iyi durumda olacağız.

Bugünlerde, ABD hükümetine göre, öğretmenler bunun tam tersini yapmaktadır. "Johnny, yazılımı okula getirdin. Paylaşma. Hayır. Paylaşmak yanlıştır. Paylaşmak senin bir korsan olduğun anlamına gelir."

"Korsan" dediklerinde ne demek isterler? Komşunuza yardım etmenin bir gemiye saldırmakla ahlaki açıdan eş değer olduğunu söylerler. [dinleyiciler güler]

Buda ya da İsa bu konuda ne diyor? Şimdi en sevdiğiniz dini lideri ele alın. Bilmiyorum, belki de Manson farklı bir şeyler söyler. [dinleyiciler güler] L. Ron Hubbard’ın ne söyleyeceğini kim bilir ki? Ama …

SORU: [İşitilememektedir]

STALLMAN: Tabi ki, o ölmüştür. Ama bunu kabul etmezler. Nedir?

SORU:Ölmüş olan başkaları da vardır. [dinleyiciler güler] [İşitilememektedir] Charles Manson da ölüdür. [dinleyiciler güler] Onlar ölüdür, İsa ölüdür, Buda ölüdür…

STALLMAN:Evet, bu doğru. [dinleyiciler güler] Bu nedenle tahmin ediyorum ki, bu anlamda, L. Ron Hubbard diğerlerinden daha kötü değil. [dinleyiciler güler] Her neyse – [İşitilemez]

SORU:L. Ron her zaman özgür yazılım kullandı – bu, onu Zanu’dan kurtardı. [dinleyiciler güler]

STALLMANHer neyse, zannediyorum ki, bu, yazılımın özgür olmasının gerekli olmasının en önemli nedenidir: toplumun en önemli kaynağını kirletemeyiz. Bunun temiz hava ve temiz su gibi fiziksel bir kaynak olmadığı doğrudur. Psikososyal bir kaynaktır ancak tüm bunlar için gerçektir ve hayatlarımızda büyük bir fark yaratmaktadır. Yaptığımız hareketler başka insanların düşüncelerini etkilemektedir. İnsanlara "Birbirinizle paylaşmayın" dersek ve onlar da bizi dinlerlerse, toplum üzerinde bir etkimiz olacaktır ve bu, iyi bir etki değildir. Bu, Özgürlük İkidir, komşunuza yardım etme özgürlüğünüzdür.

Bu arada, söz konusu özgürlüğe sahip değilseniz, bu, yalnızca toplumun psikososyal kaynağına zarar vermekle kalmaz ayrıca harcama uygulamalı, maddi zarara da neden olur. Programın bir sahibi varsa ve bu sahip, kullanmak için ödemesinin gerekli olduğu gidişatı düzenlerse, bazı insanlar şunu diyeceklerdir: "Kafana takma, onsuz da yapabilirim". Ve bu boşa harcamadır, kasıtlı olarak boşa harcamaya neden olmaktadır. Ve tabi ki yazılım hakkındaki ilginç şey, daha az kullanıcının daha az malzeme oluşturmanız gerektiği anlamına gelmemesidir. Daha az sayıda insan araba satın alırsa, daha az sayıda araba yapabilirsiniz. Burada bir tasarruf vardır. Araba yapımı için tahsis edilecek ya da tahsis edilmeyecek kaynaklar vardır. Böylece bir arabanın fiyatının olmasının iyi bir şey olduğunu söyleyebilirsiniz. Gerçekten de ihtiyaç duyulmayan arabaların yapılması için kaynaklar harcanmamış olur. Ancak her bir ilâve araba hiçbir kaynağı kullanmasaydı, o zaman bu arabaların yapılmasından tasarruf sağlanmasının bir anlamı olmayacaktı. Arabalar gibi fiziksel nesneler için, ilâve nesneler, her bir numuneyi üretmek için kaynaklar kullanılacaktır.

Ancak yazılım için bu durum doğru değildir. Herhangi biri, başka bir kopya oluşturabilir. Ve bunun yapılması hemen hemen önemsizdir. Hiçbir kaynağı gerektirmez, yalnızca çok azıcık elektrik gerektirir. Bu nedenle tasarrufunu yapabileceğimiz bir şey yoktur, yazılımın kullanımı üzerindeki bu finansal engelleyiciyi koyarak daha iyi tahsis edebileceğimiz bir kaynak yoktur. İnsanların yazılıma uygulanmayan dayanak noktalarını esas alarak çoğunlukla ekonomik muhakemenin sonuçlarını değerlendirdiğini ve dayanak noktalarının uygulanabildiği hayatın başka alanlarından nakletmeye çalıştıklarını fark edersiniz ve sonuçlar geçerli olabilir. İddia hiçbir şeyi esas almadığında ve yazılım söz konusu olduğunda, sonuçları alırlar ve yazılım için de geçerli olduğunu varsayarlar. Dayanak noktaları bu durumda çalışmaz. Nerede geçerli olabildiğinin görülmesi için bu sonuca nasıl ulaştığınızın ve hangi dayanak noktalarına bağlı olduğunun incelenmesi çok önemlidir. Bu nedenle, bu Özgürlük İkidir, komşunuza yardım edebilme özgürlüğünüzdür.

Özgürlük Üç, yazılımın gelişmiş bir sürümünü yayınlayarak kendi topluluğunuzu oluşturma özgürlüğünüzdür. İnsanlar bana şunu söylemekteydi: "Yazılım özgür olursa, o zaman yazılım konusunda çalışmak için kimse para almayacaktır, o zaman insanlar yazılım konusunda neden çalışsınlar?" Tabi ki, özgür kelimesinin anlamını karıştırmaktadırlar, bu nedenle değerlendirmeleri bir yanlış anlamayı esas almaktadır. Ancak, her durumda, bu, onların teorisidir. Bugün, teoriyi deneysel gerçekle karşılaştırabiliriz ve yüzlerce insana özgür yazılım yazmak için para ödenmekte olduğu ve 100,000’den fazla insanın ise gönüllü olarak çalıştığı gerçeğini görürüz. Birçok farklı nedenle özgür yazılım üzerinde çalışan çok sayıda insan vardır.

GNU Emacs’ı – insanların gerçekten de kullanmak istediği ilk GNU sistem parçasıdır – ilk olarak yayınladığım zaman ve kullanıcıları olmaya başladığı zaman, bir süre sonra, şu gibi mesajlar aldım: "Kaynak kodunda bir hata gördüm ve işte bu da çözümü." Ve başka bir mesaj daha aldım, "Bu, yeni bir özellik ekleme kodu." Ve başka bir hata düzeltmesi daha aldım. Ve başka bir yeni özellik daha aldım. Ve daha da başka mesajlar geldi, o kadar çok mesaj geldi ki, bu kadar çok yardımın kullanılması büyük bir işti. Microsoft’un böyle bir problemi yoktur. [dinleyiciler güler]

Sonunda, insanlar bu fenomeni kaydetti. 1980’lerde, birçoğumuz özgür yazılımın özgür olmayan yazılım kadar iyi olmayacağını düşündü çünkü insanlara ödeme yapmak için çok paramız olmayacaktı. Ve tabi ki benim gibi özgürlüğe ve topluma değer veren insanlar şunu dedi: "Özgür yazılımı her şekilde kullanacağız." Özgürlüğe sahip olmak için yalnızca birtakım teknik elverişlilik konusunda biraz fedakarlık yapmaya değer. Ancak insanlar 1990 yılı civarında yazılımımızın gerçekte daha iyi olduğunu söylemeye başladı. Özgür yazılım, özel mülk alternatiflerinden daha güçlü ve güvenilirdi.

1990’ların başında, birileri, yazılımın güvenilirliğinin bilimsel ölçümüne ilişkin bir yol buldu. İşte şimdi bahsedeceklerimi yaptı. Farklı sistemlerde aynı işleri – tam olarak aynı işleri – yapan çeşitli karşılaştırılabilir program gruplarını aldı. Çünkü belirli Unix benzeri temel özellikler mevcuttu. Ve yaptıkları işler az çok aynı şeydi – ya da POSIX spesifikasyonunu izliyorlardı – böylece yaptıkları işler anlamında tümü aynıydı; ancak farklı insanlar tarafından sorunları gideriliyordu ve ayrı olarak yazılmışlardı. Kod farklıydı. Bu nedenle, şunu diyorlardı: bu programları alacak ve rastgele veriyle çalıştıracağız ve ne sıklıkta çakıldıklarını ölçeceğiz. Böylece bunu ölçtüler ve en güvenilir program grubu GNU programları oldu. özel mülk yazılım olan tüm ticari alternatifler çok daha az güvenilirdi. Bu nedenle bunu yayınladı ve tüm geliştiricilere anlattı. Birkaç yıl sonra, aynı deneyi en yeni sürümlerle de yaptı ve aynı sonucu elde etti. GNU sürümleri en güvenilir olanlardı. Bildiğiniz gibi, GNU sistemini kullanan kanser klinikleri ve 911 operasyonları vardır çünkü GNU çok güvenilirdir ve güvenilirlik onlar için çok önemlidir.

Her neyse, kullanıcıların bu çeşitli şeyleri yapmasına niçin izin verilmesi gerektiği ve bu özgürlüklere sahip olması gerektiğine ilişkin temel neden olarak bu belirli faydaya odaklanan bir insan grubu bile vardır. Beni dinliyorsanız, özgür yazılım hareketi için konuşursak, nasıl bir toplumun içinde yaşamak istediğimiz ve etik, iyi bir toplumun nasıl oluşturulduğu ve pratik ve maddi çıkarlar gibi hususlar hakkında konuştuğumu fark edersiniz. Bunlar çok önemlidir. Bu, özgür yazılım hareketidir.

Açık kaynak hareketi – olarak adlandırılan bu diğer insan grubu yalnızca pratik çıkarlardan bahsetmektedir. Bunun bir ilke hususu olduğunu inkar etmektedirler. İnsanların komşularıyla paylaşma, programın ne yaptığını görme ve sevmedikleri durumda programı değiştirme özgürlüğüne sahip olduğunu inkar ederler. Ancak insanların bu özgürlüklere sahip olmasının iyi bir şey olduğunu söylerler. Böylece firmalara giderler ve onlara şunu derler: "İnsanların bunları yapmasına izin verirseniz, daha fazla para kazanabilirsiniz." Bu nedenle, görebileceğiniz şey, belirli bir dereceye kadar budur, insanları benzer bir yöne sürerler ancak tamamıyla farklı – temel olarak farklı felsefi nedenler için bunu yaparlar.

En derin husus olarak, etik soruda, iki hareket birbiriyle uyumsuzdur. Özgür yazılım hareketinde şunu deriz: "Bu özgürlükler hakkınızdır. İnsanlar, bu şeyleri yapmanızı engellememelidir." Açık kaynak hareketinde, şunu derler: "Evet, isterlerse sizi durdurabilirler ancak bu şeyleri yapmanız için size izin vermelerine tenezzül etmeleri için onları ikna etmeye çalışacağız." Bunu gerçekleştirdiler – belirli sayıda işyerini önemli yazılım parçalarını, topluluğumuzda özgür yazılım olarak yayınlamaya ikna ettiler. Açık kaynak hareketi, topluluğumuza büyük oranda katkıda bulunmuştur ve pratik projelerde [onlarla] birlikte çalışırız. Ancak felsefi olarak, burada, büyük bir anlaşmazlık mevcuttur.

Maalesef, açık kaynak hareketi, iş hayatının en çok desteğini alan harekettir ve çalışmamız hakkındaki birçok makale onu açık kaynak olarak tanımlamaktadır ve çok sayıda insan, açık kaynak hareketinin bir parçası olduğumuzu düşünmektedir. Bu nedenle, bu, bu ayrımı yapmamın nedenidir. Topluluğumuzu oluşturan ve özgür işletim sistemini geliştiren özgür yazılım hareketinin hâlâ burada olduğunu bilmenizi isterim – ve biz, bu etik felsefenin tarafını tutacağız. Bunu bilmenizi isterim, bilmeden başka birilerini yanlış yönlendirmenizi istemem.

Ancak ayrıca, nerede durduğunuzu da bilmenizi isterim.

Hangi hareketi desteklediğiniz size kalmıştır. Özgür yazılım hareketleriyle ve benim görüşlerimle aynı fikirde olabilirsiniz. Açık kaynak hareketiyle aynı fikirde olabilirsiniz. Ama her ikisiyle de farklı fikirlerde de olabilirsiniz. Bu politik alanlarda nerede duracağınıza karar verin.

Ancak özgür yazılım hareketiyle fikir birliği içindeyseniz – yaşamları bu karar tarafından kontrol edilen ve yönlendirilen insanların bu konuda bir fikir sahibi olmayı hak ettiklerini görürseniz – o zaman umarım ki, özgür yazılım hareketiyle fikir birliği içinde olduğunuzu söyleyeceksiniz ve bunu yapmanızın bir yolu, “özgür yazılım” terimini kullanmak ve insanların bizim var olduğumuzu bilmelerini sağlamaya yardımcı olmaktır.

Bu nedenle, Özgürlük Üç hem pratik olarak hem de psikososyal olarak çok önemlidir. Bu özgürlüğe sahip değilseniz, bu, pratik maddi zarara neden olmaktadır çünkü bu topluluk gelişimi gerçekleşmez ve güçlü ve güvenilir yazılım hazırlayamayız. Ayrıca, psikososyal zarara da neden olur, bu da bilimsel işbirliğinin ruhunu etkiler – bu, insanlığın ortak bilgi birikimini geliştirmek için birlikte çalışma fikridir. Gördüğünüz gibi, bilimdeki ilerleme insanların birlikte çalışabilme gücüne bağlıdır. Ancak bugünlerde, her bir küçük bilim adamı grubunun her bir bilim adamı ve mühendis takımıyla bir savaştaymış gibi davrandığını görürsünüz. Ancak birbirleriyle paylaşımda bulunmazlarsa, tümü geride tutulmuş olur.

Böylece, bunlar, özgür yazılımı tipik yazılımdan ayıran üç özgürlüktür. Özgürlük Bir, yazılımı kendi ihtiyaçlarınıza göre değiştirebilme özgürlüğüdür. Özgürlük İki, kopyaları dağıtarak komşunuza yardım edebilme özgürlüğüdür. Ve Özgürlük Üç, değişiklik yaparak ve diğer insanların kullanması için yayınlayarak topluluğunuzun oluşmasına yardım edebilme özgürlüğüdür. Tüm bu özgürlüklere sahipseniz, bu program sizin için özgür yazılımdır. Şimdi, bunu niçin belirli bir kullanıcı açısından bu şekilde tanımlamıyorum? Bu, sizin için özgür yazılım mıdır? [Dinleyicilerden birini gösterir.] Bu, sizin için özgür yazılım mıdır? [Başka bir dinleyiciyi gösterir.] Bu, sizin için özgür yazılım mıdır? [Başka bir dinleyiciyi gösterir.] Evet?

SORU: Özgürlük İki ile Özgürlük Üç arasındaki fark hakkında biraz bilgi verir misiniz? [işitilemiyor]

STALLMAN:Kesinlikle aralarında bir ilişki vardır çünkü dağıtma özgürlüğünüz yoksa, kesinlikle değiştirilmiş bir sürümü dağıtma özgürlüğünüz de yoktur ancak bunlar farklı işlemlerdir.

SORU:Oh.

STALLMAN: Özgürlük İki, biliyorsunuz, okursunuz, bir kopyasını hazırlarsınız ve arkadaşlarınıza verirsiniz, böylece şimdi arkadaşınız da kullanabilir. Ya da belki de kopyalar hazırlayabilir ve onları bir grup insana satabilirsiniz ve onlar da bu yazılımı kullanabilirler.

Özgürlük Üç, geliştirme yaptığınız – ya da en azından geliştirme yaptığınızı düşündüğünüz ve bazı insanların sizinle farklı fikirde olduğu özgürlüktür. Bu nedenle, fark budur. Bu arada, önemli bir nokta: Özgürlük Bir ve Üç, kaynak koduna erişiminize bağlıdır. Çünkü "yalnızca ikili" [:binary-only] olan bir programın değiştirilmesi çok zordur [dinleyiciler güler] – tarih için dört basamak kullanmak gibi basit değişiklikler bile – kaynak koduna sahip değilseniz, çok zordur. Bu nedenle, zorlama için, uygulamadaki nedenler için, kaynak koduna erişim, özgür yazılım için bir ön şarttır, bir şarttır.

Böylece, bunu niçin sizin için özgür yazılım olup olmadığı cinsinden tanımlıyorum? Bunun nedeni, bazen aynı yazılımın bazı insanlar için özgür yazılımken, diğerleri için özgür olmayan yazılım olabilmesidir. Şimdi, bu paradoksal bir durum gibi görünebilir, bu nedenle bu durumun nasıl meydana geldiğini size göstereyim. Çok büyük bir örnek, bu probleme ilişkin çok büyük bir örnek – belki de en büyük örnek – X Window Sistemidir, bu sistem MIT’de geliştirilmiştir ve kendisini özgür yazılım haline getiren bir lisans altında yayınlanmıştır. MIT lisansıyla beraber MIT sürümünü aldıysanız, Özgürlük Bir, İki ve Üçe sahipsiniz. Bu, sizin için özgür yazılımdır. Ancak kopyaları alanların arasında, Unix sistemlerini dağıtan çeşitli bilgisayar üreticileri mevcuttur ve sistemleri üzerinde çalıştırmak için X’te gerekli değişiklikleri yapmışlardır. Bildiğiniz gibi, bu, X’in yüz binlerce satırından yalnızca birkaç bin satırdır. Ve daha sonra, onu derlemişlerdir ve ikilileri (binary) Unix sistemine koymuşlardır ve Unix sisteminin geri kalanı gibi aynı gizlilik sözleşmesi altında dağıtmışlardır. Ve daha sonra, milyonlarca insan bu kopyaları almıştır. X Window Sistemine sahiptiler ancak bu özgürlüklerin hiçbirine sahip değildiler. Bu, onlar için özgür yazılım değildi.

Bu nedenle, buradaki paradoks, ölçümü nerede yaptığınıza bağlı olarak X’in özgür yazılım olup olmamasıydı. Geliştiricilerin grubundan gelen ölçümü yaptıysanız, şunu diyebilirdiniz: "Tüm bu özgürlükleri gözlemliyorum. Bu, özgür yazılımdır." Ölçümleri kullanıcılar arasında yaptıysanız, şunu diyecektiniz: "Birçok kullanıcı bu özgürlüklere sahip değil. Bu, özgür yazılım değil." X’i geliştirmiş insanlar bunu bir sorun olarak görmezler çünkü hedefleri, esasen yalnızca popülerlik egosudur. Büyük bir profesyonel başarı istemektedirler. Şunu hissetmek isterler: “Çok sayıda insan bizim yazılımımızı kullanıyor.” Ve bu, doğrudur. Çok sayıda insan yazılımlarını kullanıyordu ancak özgürlüğe sahip değildi.

GNU Projesinde, GNU yazılımının başına aynı şey gelseydi, bu bir sorun olurdu çünkü tek hedefimiz popüler olmak değil insanlara özgürlük sağlamak, işbirliğini yüreklendirmek ve insanların işbirliği yapmalarını sağlamaktır. Unutmayın, hiç kimseyi başka herhangi bir insanla işbirliği yapmaya zorlamayın ancak herkesin işbirliği yaptığından emin olun, isterse herkes bu özgürlüğe sahiptir. Milyonlarca insan GNU’nun özgür olmayan sürümlerini çalıştırıyorsa, bu, bir başarı olmayacaktır. Her şey, hedefe benzemeyen bir yola sapacaktır.

Bu nedenle, bu durumun meydana gelmemesi için bir yol aradım. Sonunda bulduğum metot, “copyleft” olarak adlandırılan metottu. Bu metot, copyleft olarak adlandırılıyordu çünkü telif hakkını alıp ters çevirmek şeklindeydi. [dinleyiciler güler] Yasal olarak, copyleft, telif hakkını esas alarak çalışmaktadır. Mevcut telif hakkı kanununu kullanmaktayız ancak bunu, çok farklı bir amacı sağlamak için kullanırız. İşte şunu yaparız. Deriz ki, “Bu program telif hakkına tâbidir”. Ve tabi ki, ön tanımlı olarak, bu, programın kopyalanmasının, dağıtılmasının ya da değiştirilmesinin yasak olduğu anlamına gelmektedir. Ancak daha sonra, şunu deriz: “Bunun kopyalarını dağıtma yetkiniz var. Programı değiştirme yetkiniz var. değiştirilmiş ve genişletilmiş sürümleri dağıtma hakkınız var. İstediğiniz gibi değiştirin.”

Ancak bir şart vardır. Ve bu şart tabi ki, şartı içine koymamız için tüm bu zorluklara girmemizin nedenidir. Şart şunu söyler: bu programın herhangi bir parçasını içeren herhangi bir şeyi dağıttığınızda, tüm program bu aynı ifadelerle dağıtılmalıdır, daha fazla ya da daha azı olmamalıdır. Bu nedenle, programı değiştirebilir ve değiştirilmiş sürümü dağıtabilirsiniz ancak bunu yaptığınızda, bunu sizden alan insanlar, sizin bizden aldığınız özgürlükle aynı özgürlüğü almalıdır. Ve yalnızca programımızdan kopyaladığınız kısımlar için değil, ayrıca sizden aldıkları söz konusu programın diğer kısımları için de bu durum geçerlidir. Söz konusu programın tümü, onlar için özgür yazılım olmalıdır.

Bu programın değiştirilmesi ve yeniden dağıtılmasına ilişkin özgürlükler, geri alınamaz haklar haline gelmektedir – bu, Bağımsızlık Deklarasyonuna ilişkin bir kavramdır. Emin olduğunuz haklar sizden alınamaz. Copyleft fikrini yapılandıran spesifik lisans, GNU Genel Kamu Lisansıdır, bu, tartışmaya yol açan bir lisanstır çünkü gerçekten de topluluğumuzda parazit gibi davranan kimselere hayır deme gücüne sahiptir.

Özgürlüğün ideallerini takdir etmeyen çok sayıda insan mevcuttur. Ve bu insanlar, yapmış olduğumuz çalışmaları alma ve özgür olmayan bir programı dağıtma konusunda yeni bir başlangıç yapma ve insanların özgürlüklerini bıraktırma konusunda çok çaba sarf etmektedir ve bunu gerçekleştirdiklerinde çok mutlu olacaklardır. Sonuç olarak – bu insanların bunu yapmalarına izin verirsek – bu özgür programları geliştiriyor olacağız ve kendi programlarımızın gelişmiş sürümleriyle sürekli olarak rekabet etmek zorunda kalacağız. Bu, eğlenceli bir durum değildir.

Ayrıca çok sayıda insan şu duyguya kapılmaktadır: “Zamanımı gönüllü olarak topluluğa adamak istiyorum ama niçin zamanımı gönüllü olarak söz konusu firmanın özel mülk programına adayayım?” Bazı insanlar bunun kötü olmadığını bile düşünebilir ancak bunu yapacaklarda kendilerine para ödenmesini isterler. Ben, kişisel olarak, bunu hiç yapmazdım bile.

Ancak bu insan grubunun her ikisinin de – benim gibi şunu diyenler: “Topluluğumuzda sağlam bir yer edinmek isteyen bu özgür olmayan programa yardım etmek istemiyorum” ya da şunu diyenler: “Onlar için çalışırım ama o zaman bana para ödemeleri gerekir”, her iki grubun da GNU Genel Kamu Lisansını kullanması için iyi bir nedeni vardır. Çünkü bu o firmaya şunu der: “Benim çalışmamı alıp özgürlüğü olmayan bir şekilde dağıtamazsın”. Bununla birlikte, X Windows lisansı gibi copyleft olmayan lisanslar buna izin vermektedir.

Lisans bakımından bu, iki özgür yazılım kategorisi arasındaki büyük ayrımdır. Lisansın her kullanıcı için yazılımın özgürlüğünü korumasını sağlayacağı şekilde copyleft edilen programlar vardır. Ve özgür olmayan sürümlerin izin verildiği copyleft edilmeyen programlar mevcuttur. Söz konusu programın özgürlüğünü kaldırabilirsiniz. Özgür olmayan sürümlerde edinebilirsiniz.

Ve bu problem günümüzde de mevcuttur. X Windows’un özgür olmayan sürümleri hâlâ özgür işletim sistemlerinde kullanılmaktadır. X Windows’un özgür olmayan sürümü hariç olmak üzere gerçekten de desteklenmeyen donanımlar bile mevcuttur. Ve bu, topluluğumuzda büyük bir problemdir. Bununla birlikte, X Windows’un kötü bir şey olduğunu söyleyemem. Geliştiricilerin yapabilecekleri olası en iyi şeyi yapmadıklarını söyleyebilirim. Ancak hepimizin kullanabileceği çok sayıda yazılım yayınlamışlardır.

Mükemmelden daha azı ile kötü arasında büyük bir fark vardır. İyi ve kötünün birçok derecesi vardır. Mutlak olarak olası en iyi şeyi yapmadıysan, o zaman iyi değilsin gibi ayartıcı ifadelere karşı koymalıyız. X Windows’u geliştiren insanlar topluluğumuza büyük bir katkıda bulunmuştur. Ancak daha iyi yapabilecekleri bir şeyler vardır. Programın bazı parçalarını copyleft edebilirlerdi ve özgürlüğü inkâr eden sürümlerin başkaları tarafından dağıtılmasını önleyebilirlerdi.

GNU Genel Kamu Lisansı’nın özgürlüğünüzü koruduğu ve özgürlüğünüzü korumak için telif hakkı kanununu kullandığı gerçeği, tabi ki, bugün Microsoft’un ona saldırmasının nedenidir. Görüyorsunuz, Microsoft, yazdığımız kodların tümünü almak ve özel mülk programlarına koymak istemektedir, birilerine geliştirme yapmak istemektedir, ya da yalnızca uyumsuz değişikliklere ihtiyaç duyarlar. [dinleyiciler güler]

Microsoft’un pazarlama gücüyle, sürümlerinin bizimkilerin yerine geçmesi için daha iyi bir yazılım oluşturmaları gerekmez. Tek yapmaları gereken farklı ve uyumsuz bir yazılım hazırlamaktır. Ve daha sonra bunu herkesin masaüstüne koymaktır. Bu nedenle gerçekte GNU GPL’yi sevmezler. Çünkü GNU GPL onların bunu yapmalarına izin vermez. “Kapsama ve genişletme”ye izin vermez. Programlarınızda kodumuzu paylaşmak istiyorsanız, bunu yapabilirsiniz der. Ancak yalnızca benzerleri paylaşmanız gerektiğini söyler. Yaptığınız değişiklikler, bizim paylaşmamıza izin verilen değişiklikler olmalıdır. Bu nedenle bu, iki yollu bir işbirliğidir, gerçek bir işbirliğidir.

IBM ve HP gibi büyük firmalar bile – bu temelde bizim yazılımımızı kullanmayı istemektedir. IBM ve HP GNU yazılımına büyük katkılarda bulunmuştur. Ve onlar da, başka özgür yazılımlar geliştirmiştir. Ancak Microsoft bunu yapmak istememiştir, bu nedenle işyerlerinin GPL ile başa çıkamadığını söylemişlerdir. Bu işyerleri IBM ve HP ve Sun’ı içermiyorsa, o zaman haklı olabilirler. [Dinleyiciler güler] Bu konu hakkında daha sonra açıklama yapacağım.

Tarihsel hikayeyi bitirmeliyim. Görüyorsunuz, 1984 yılında yalnızca birtakım özgür yazılım yazmak için değil ayrıca çok daha tutarlı bir şeyler yapmak için yola çıktık: tamamen özgür yazılım olan bir işletim sistemi geliştirmek istedik. Bu bizim parça ardına parça ardına parça yazmamız gerektiği anlamına gelmekteydi. Tabi ki, her zaman kısa yolları arıyorduk. İş o kadar büyüktü ki, insanlar hiçbir zaman bitiremeyeceğimizi söylüyordu. Bitirme şansımız olduğunu düşündüm ancak açık bir şekilde, kısa yollara bakmaya değerdi. Bu nedenle bakınmaya devam ettik. Benimseyebildiğimiz, burayla irtibatlandırabildiğimiz ve böylece baştan yazmak zorunda olmadığımız başka birilerinin yazdığı herhangi bir program var mıdır? Örneğin, X Window sistemi vardır. Copyleft edilmediği doğrudur ancak bu, özgür yazılımdır, bu nedenle onu kullanabiliriz.

Şimdi, ilk günden GNU’ya bir pencere sistemi koymak istedim. GNU’ya başlamadan önce MIT’de birtakım pencere sistemleri yazdım. Ve Unix’in 1984 yılında herhangi bir pencere sistemine sahip olmamasına rağmen, GNU’nun bir pencere sistemine sahip olmasına karar verdim. Ancak hiçbir zaman bir GNU pencere sistemi yazmayı beceremedik çünkü X birlikte geldi. Ve ben de şunu dedim: “Yapmamızın gerekli olmadığı büyük bir iş. X’i kullanacağız.” Şunu dedim: X’i alalım ve GNU sistemine koyalım. Ve uygun olduğunda, GNU’nun diğer kısımlarının X ile birlikte çalışmasını sağlayacağız. Ve metin biçimlendiricisı TEX gibi ya da Berkeley’den birtakım kütüphane kodları gibi başka insanlar tarafından yazılmış olan başka yazılım parçalarını bulduk. O zamanlar Berkeley Unix vardı ancak bu, özgür yazılım değildi. Bu kütüphane kodu, başlangıç olarak, Berkeley’deki kayan nokta üzerinde araştırma yapan farklı bir gruba aitti. Ve bu nedenle, bu parçalara uyduk.

1985 yılının Ekim ayında, Özgür Yazılım Vakfını kurduk. Bu nedenle, lütfen GNU Projesinin ilk proje olduğunu unutmayın. Özgür Yazılım Vakfı, GNU Projesinden hemen hemen iki yıl sonra geldi. Ve Özgür Yazılım Vakfı yazılımı paylaşmak ve değiştirmek için özgürlüğü sağlamak üzere fon toplayan vergiden muaf bir hayır kurumudur. Ve 1980’lerde, fonlarımızla yaptığımız temel şeylerden biri, GNU’nun parçalarının yazılması için birilerini tutmak oldu. Ve kabuk [:shell] ve C kütüphanesi gibi önemli programlar, diğer programların parçaları gibi bu şekilde yazılmıştı. Çok önemli olan ancak heyecan verici olmayan [dinleyiciler güler] tar programı, bu şekilde yazılmıştı. GNU’nun bir kısmının da bu şekilde yazılmış olduğuna inanmaktayım. Ve böylece hedefimize yaklaşmaktayız.

1991 yılı itibariyle, eksik olan yalnızca tek bir büyük kısım vardı ve bu da çekirdekti. Şimdi, niçin çekirdeği geciktirdim? Bu, muhtemelen işleri hangi sırada yaptığınızın önemli olmamasından kaynaklanmaktadır, en azından teknik açıdan durum böyledir. Her şekilde işlerin tümünü yapmanız gereklidir. Ve kısmen, başka bir yerlerde bir çekirdekte bir başlangıç bulabileceğimizi umduğum içindir. Ve bunu başardık. Carnegie Mellon’da geliştirilmiş olan Mach’ı bulduk. Ve bu, tüm çekirdek değildi; çekirdeğin alt yarısıydı. Bu nedenle, üst yarıyı; dosya sistemi, network kodu, vb. gibi bir şeyler yazmamız gerekti. Ancak Mach’ın üstünde çalışarak, esas olarak kullanıcı programları olarak çalışmaktadırlar, bu nedenle hatalarının ayıklanması daha kolay olmalıdır. Aynı zamanda çalışan gerçek bir kaynak seviyesi hata ayıklayıcıyla hata ayıklayabilirsiniz. Bu şekilde, çekirdeğin daha yüksek seviyedeki parçalarını daha kısa sürede yaptırmamızın daha uygun olacağını düşündüm. Birbirine mesajlar gönderen bu asenkron çoklu kullanımlı süreçlerin hatalarının ayıklanmasının çok zor olduğu ortaya çıkmıştır. Ve önyükleme yapmak için kullandığımız Mach tabanlı sistem korkunç bir hata ayıklama ortamına sahipti ve güvenilmezdi. GNU çekirdeğinin çalıştırılması bizim yıllarımızı aldı.

Ancak neyse ki, topluluğumuzun GNU çekirdeğini beklemesi gerekmiyordu. Çünkü 1991 yılında, Linus Torvalds, Linux olarak adlandırılan başka bir özgür çekirdeği geliştirdi. Eski moda tek parça tasarımı kullandı ve çalışmasını, bizimkilerin çalışmasından çok daha hızlı bir şekilde aldığı ortaya çıktı. Bu nedenle belki de, bu, yapmış olduğum hatalardan biridir: bu tasarım kararı yapmış olduğun hatalardan biridir. Her neyse, ilk başta Linux hakkında bir şey bilmiyorduk çünkü GNU projesini bildiği halde, bunun hakkında konuşmak için hiçbir zaman bizimle temas kurmadı. Ancak bunu, netteki diğer insanlara ve yerlere bildirdi. Ve bu nedenle diğer insanlar, tam bir işletim sistemi elde etmek için Linux’ı GNU sisteminin geri kalanıyla birleştirdi. Esasen, GNU artı Linux birleşimini oluşturdular.

Ancak ne yaptıklarını görmüyorlardı. İşte, şunu dediler: “Bir çekirdeğimiz var – bakınalım ve çekirdekle bir araya getirebileceğimiz başka hangi parçaların olduğunu görelim.” Bu nedenle, etraflarına bakındılar – ve işte, ihtiyaç duydukları her şey mevcuttu. Ne kadar şanslıyız dediler. [Dinleyiciler güler] Tümü burada. İhtiyaç duyduğumuz her şeyi bulabiliriz. Tüm bu farklı şeyleri alalım ve bir araya getirelim ve bir sistem elde edelim.

Buldukları şeylerin çoğunun GNU sisteminin parçaları olduğunu bilmiyorlardı. Bu nedenle, Linux’ı GNU sistemindeki boşluğa doldurduklarının farkında değildiler. Linux’ı alıp Linux’tan bir sistem yaptıklarını düşünüyorlardı. Bu nedenle bunu bir Linux sistemi olarak adlandırdılar.

SORU: [İşitilememektedir]

STALLMAN: Sizi duyamadım - efendim?

SORU: [İşitilememektedir]

STALLMAN: Güzel, sadece o değil, biliyorsun, dar görüşlülük.

SORU:Ancak bu durum, X Window Sistemini ve Mach’ı bulmaktan daha şanslı bir durum değil midir?

STALLMAN:Doğru. Buradaki fark, X’i ve Mach’ı geliştiren insanlar, tam bir özgür işletim sistemi geliştirme hedefine sahip değildiler. Bunu isteyen yalnızca bizdik. Ve, sistemin var olmasını sağlayan bizim yoğun çabalarımızdı. Gerçekte başka herhangi bir projeden çok sistemin daha büyük bir parçasını oluşturduk. Tesadüf yoktur, çünkü bu insanlar – sistemin yararlı kısımlarını yazmıştır. Ancak bunu, sistemin tamamlanmasını istedikleri için yapmamışlardır. Başka nedenleri vardı.

Şimdi X’i geliştiren insanlar – iyi bir proje olduğunu düşündükleri network üzerinden pencere sistemini tasarımlamışlardır ve gerçekten de bu iyi bir proje olmuştur. Ve bu, bizim iyi bir özgür işletim sistemi yapmamızı sağlamıştır. Ancak umdukları bu değildir. Hatta bunun hakkında düşünmemişlerdir bile. Bu, bir kazaydı. Kazara bundan faydalandılar. Şimdi, yaptıklarının kötü bir şey olduğunu söylemiyorum. Büyük bir özgür yazılım projesi gerçekleştirdiler. Bu, iyi bir şeydir. Ancak esas vizyona sahip değildirler. Bu vizyon GNU Projesindedir.

Ve, bu nedenle, biz, her küçük parçayı başka birilerine hazırlatmayan birileriyiz. Ve tar ya da mv gibi tamamen sıkıcı ve romantiklikten uzak olsa bile [Dinleyiciler güler], bunu yaptık. Ya da ld gibi – bildiğiniz gibi, ld’de çok heyecan verici bir şeyler yoktur ancak ben bir tane yazdım. [Dinleyiciler güler] Ve minimal disk I/O’su kaplaması için çaba gösterdim böylece daha hızlı olmuştur ve daha büyük programları kontrol edebilmektedir. İyi iş çıkarmayı severim; bir programı yazarken, program hakkında birçok şeyi geliştirmek isterim. Ancak bunu yapmamın nedeni, daha iyi bir Id için parlak fikirlerimin olması değildi. Bunu yapmamın nedeni, özgür bir programa ihtiyaç duymamızdı. Ve başka birinin bunu yapmasını bekleyemezdik. Bu nedenle, bunu yapmamız ya da başka birilerine yaptırmamız gerekliydi.

Bu nedenle, bu noktada binlerce insanın ya da projenin bu sisteme katılmasına rağmen, bu sistemin var olmasının nedeni olan bir proje mevcuttur ve bu da GNU projesidir. Bu sistem temelde GNU Sistemidir, o zamandan beri başka şeyler de eklenmiştir.

Sistemi Linux olarak adlandırmak GNU Projesi için büyük bir övünç olmuştur çünkü normalde yapmış olduğumuz şeyler için itibar kazanmayız. Çekirdeğin, Linux’ın çok yararlı bir özgür yazılım parçası olduğunu düşünüyorum ve onun hakkında yalnızca iyi şeyler söyleyebilirim. Aslında, onun hakkında söyleyecek kötü şeyler de bulabilirim. [Dinleyiciler güler] Ancak temelde iyi şeyler söyleyebilirim. Ancak GNU sisteminin “Linux” olarak adlandırılması yalnızca bir hatadır. Sistemi GNU/Linux olarak adlandırmanızı rica ederim ve böylece itibardan da faydalanabiliriz.

SORU:Bir maskota ihtiyacınız var! Dolgulu bir hayvan alın! [Dinleyiciler güler]

STALLMAN:Bir tane var.

SORU:Var mı?

STALLMAN:Bizim bir hayvanımız var – bir gnu (antilop). [dinleyiciler güler] Böylece, evet, bir penguen çizdiğinizde, yanına bir de gnu çizin. [dinleyiciler güler] Ancak soruları sona saklayalım. Daha anlatacak çok şeyim var.

Bu arada, niçin bu konuyla bu kadar ilgiliyim? Bu itibar hususunu ortaya koymak için, sizin canınızı niye sıkıyorum ve belki de sizin gözünüzdeki değerimi neden düşürüyorum? [Dinleyiciler güler] Bunu yaptığımda, bazı insanlar bunu egomu beslemek için yaptığımı düşünebilir, öyle değil mi? Tabi ki, bu programı “Stallmanix” olarak adlandırmanızı istemiyorum, öyle değil mi? [Dinleyiciler güler] [Alkış]

Sizden bunu GNU olarak adlandırmanızı istiyorum çünkü GNU Projesinin itibarının olmasını istiyorum. Ve bunun için çok spesifik bir neden vardır, bu, herhangi birinin itibar kazanmasından çok daha önemlidir. Görüyorsunuz, bugünlerde, topluluğumuza göz atacak olursanız, onun hakkında konuşan ve yazan kimseler GNU’yu ifade bile etmez ve özgürlüğün bu amaçlarından – bu politik ve sosyal ideallerden – bahsetmezler. Çünkü onların [başka bir deyişle, bunların] geldikleri yer GNU’dur.

Linux’la ilgili fikirler – felsefesi çok farklıdır. Bu, temelde Linus Torvalds’ın apolitik felsefesidir. Bu nedenle, insanlar tüm sistemin Linux olduğunu düşündüklerinde, şu şekilde düşünme eğilimdedirler: “Oh, bu, Linus Torvalds tarafından başlatılmış olmalıdır. Felsefesini dikkatli bir şekilde incelemeliyiz.” Ve GNU felsefesini duyduklarında, şunu derler: “Bu çok idealistçi bir yaklaşım, korkunç şekilde uygulanamaz olması lazım. Ben bir Linux kullanıcısıyım, GNU kullanıcısı değil.” [Dinleyiciler güler]

Ne ironi! Yalnızca bilselerdi! Hoşlandıkları – ya da bazı durumlarda sevdikleri ve vahşice üzerinden geçtikleri – sistemin politik felsefenin gerçek kıldığı bu şeyin bizim idealimiz olduğunu bilselerdi.

Yine de bizimle fikir birliği içinde olmazlardı. Ancak en azından bunu ciddi bir şekilde hesaba katmak, bu konu hakkında düşünmek ve bir şans vermek için bir nedenleri olurdu. Bunun, hayatlarıyla nasıl bir ilişkisinin olduğunu görürlerdi. Şunu fark etselerdi: “GNU sistemini kullanıyorum. Bu da GNU felsefesidir. Bu felsefe, hoşlandığım bu sistemin var olma nedenidir,” o zaman bunu en azından çok daha açık bir zihinle değerlendirirlerdi. Bu, herkesin bu konuda fikir birliği içinde olacağı anlamına gelmez. İnsanlar farklı şeyler düşünür. Bu uygundur – insanlar kendileri karar vermelidirler. Ancak bu felsefenin sağladığı sonuçlar için itibarının yararını sağlamasını isterim.

Topluluğumuza göz atarsak, hemen hemen her yerde kurumların sistemi Linux olarak adlandırdığını görürüz. Muhabirler bunu genelde Linux olarak adlandırmaktadır. Bu, doğru değildir ancak bunu yaparlar. Sistemi paketleyen firmalar sistemi genelde [Linux] olarak adlandırır. Ve bu muhabirlerin birçoğu, makale yazdıklarında, bunu genelde politik bir husus ya da sosyal bir husus olarak görmezler. Buna genelde safça bir iş sorusu ya da hangi firmaların az ya da çok başarılı olacağı olarak bakarlar, bu, temelde toplum için küçük bir sorudur. Ve insanların kullanımı için GNU/Linux sistemini paketleyen firmalara baktığınızda, bu firmaların birçoğu bu sistemi Linux olarak adlandırmaktadır. Ve tümü de bu sisteme özgür olmayan yazılım ekler.

GNU GPL, kodu alırsanız ve GPL kapsamlı bir programdan birtakım kodları alırsanız ve daha büyük bir program oluşturmak için bir miktar daha fazla kod eklerseniz, söz konusu tüm programın GPL altında yayınlanması gerektiğini söyler. Ancak aynı disk (hard disk ya da CD) üzerine ayrı programlar koyabilirsiniz ve bunların başka lisansları olabilir. Bu, yalnızca toplama olarak değerlendirilir ve esasen aynı zamanda iki programın birilerine dağıtılması, hakkında herhangi bir şey söyleyebileceğimiz bir durum değildir. Bu nedenle, gerçekte, bu durum doğru değildir – bazen doğru olmasını ummaktayım – bir firma bir üründe GPL kapsamlı bir programı kullanırsa, tüm ürün özgür yazılım olmalıdır. Bu ürün, söz konusu aralığa girmez – söz konusu kapsamda değildir. Bu ürün, tüm programdır. Emsallerine uygun bir şekilde birbiriyle iletişim kuran – örneğin, birbirine mesaj gönderen – iki ayrı program mevcutsa, o zaman bu iki program genellikle yasal olarak ayrıdır. Bu nedenle, bu firmalar, sisteme özgür olmayan yazılım ekleyerek, kullanıcılara, felsefi ve politik açıdan çok kötü bir fikir vermektedir. Kullanıcılara şunu söylemektedirler: “Özgür olmayan yazılımın kullanılması iyidir. Hatta bunu hediye olarak veriyoruz.”

GNU/Linux sisteminin kullanımı hakkındaki dergilere baktığınız zaman, çoğunluğunun şu şekilde bir başlığa sahip olduğunu görürsünüz: “Linux-bir-şeyler-ya-da-diğer-şeyler.” Böylece sistemi çoğunlukla Linux olarak adlandırırlar. Ve bu dergiler, GNU/Linux sisteminin üstünde çalıştırabileceğiniz özgür olmayan yazılıma ilişkin reklamlarla doludur. Şimdi, bu reklamlar ortak bir mesaja sahiptir. Şöyle demektedirler: “Özgür olmayan yazılım sizin için iyidir. O kadar iyidir ki, bu yazılıma sahip olmak için para bile ödeyebilirsiniz.” [Dinleyiciler güler]

Ve bu şeyleri “katma değer paketleri” olarak adlandırırız, bu, onların değerleri hakkında bir ifade sağlar. Şöyle demektedirler: Özgürlüğü değil, pratik elverişliliği değerlendirin. Ve bu değerlerle fikir birliği içinde değilim, bu nedenle onları “özgürlüğü eksilmiş paketler” olarak adlandırıyorum. [Dinleyiciler güler] Özgür bir işletim sistemi kurduysanız, o zaman şimdi özgür dünyada yaşıyorsunuz demektir. Yıllardır size vermek için uğraştığımız özgürlüğün faydalarının tadını çıkarın. Bu paketler, size bir zincir üzerinde eğilme imkânını vermektedir.

Ve GNU/Linux sisteminin kullanımına adanmış ticari gösterilere bakarsanız, bu gösteriler, kendilerini “Linux” gösterileri olarak adlandırmaktadır. Ve özgür olmayan yazılımı sergileyen satış reyonlarıyla doludurlar, özellikle, onay damgasını özgür olmayan yazılımın üzerine vururlar. Bu nedenle, toplumumuzda baktığımız her yerde, kurumlar özgür olmayan yazılımı desteklemektedir, GNU’nun kendisi için geliştirildiği özgürlük fikrini tamamen yadsırlar. Ve insanların özgürlük fikriyle karşı karşıya gelebilecekleri tek yer, GNU ile ve özgür yazılımla ilişkilidir. Bu nedenle sizden sistemi GNU/Linux olarak adlandırmanızı istememin nedeni budur. Lütfen insanları sistemin nereden ve niçin geldiği konusunda bilgilendirin.

Tabi ki, yalnızca bu ismi kullanarak, tarihsel bir açıklama yapmayacaksınız. Dört ekstra karakter girebilir ve GNU/Linux’ı yazabilirsiniz; iki ekstra hece söyleyebilirsiniz. Ancak GNU/Linux Windows 2000’den daha az heceden oluşmaktadır. [Dinleyiciler güler] Onlara çok fazla şey anlatmıyorsunuz ancak onları hazırlıyorsunuz, böylece GNU hakkında bir şeyler öğrenecekler ve konunun ne olduğunu duyduklarında, bunun kendileriyle ve yaşamlarıyla nasıl bir ilişkisinin olduğunu göreceklerdir. Ve bu, doğrudan büyük bir fark yaratmaktadır. Bu nedenle, lütfen bize yardım edin.

Microsoft, GPL’i “açık kaynaklı bir lisans” olarak adlandırdı. İnsanların, ana husus olarak özgürlük açısından düşünüyor olmalarını istemediler. İnsanları, Microsoft ürünlerini seçeceklerse, tüketici olarak dar bir şekilde düşünmeye ve tabi ki tüketiciler olarak çok rasyonel bir şekilde düşünmemeye davet ettiklerini bulacaksınız. Ancak insanların vatandaş ya da devlet adamı gibi düşünmesini istemezler, Bu, onlar için zıttır, düşmancadır. En azından mevcut iş modellerine karşı zıttır.

Şimdi, özgür yazılım nasıl…evet, özgür yazılımın toplumumuzla nasıl bir ilişkisinin olduğunu anlatabilirim. Bazılarınız için önemli olabilecek ikinci bir başlık ise özgür yazılımın işle nasıl bir ilgisi olduğudur. Şimdi, gerçekte, özgür yazılım iş için büyük ölçüde yararlıdır. Ne de olsa, gelişmiş ülkelerdeki birçok işyerinde yazılım kullanılmaktadır. Yalnızca küçük bir kısmı yazılım geliştirmektedir.

Ve özgür yazılım, yazılım kullanan herhangi bir firma için büyük ölçüde avantajlıdır çünkü bu, kontrolün sizde olduğunu göstermektedir. Temel olarak, özgür yazılım, kullanıcıların, programın ne yaptığına ilişkin kontrole sahip oldukları anlamına gelmektedir. Münferit olarak ya da toplu olarak, yeterince dikkatli olurlarsa, durum böyledir. Yeterince dikkat gösteren herkes, bazı etkileri uygulayabilir. Dikkat etmezseniz, satın almazsınız. O zaman başka insanların tercih ettiklerini kullanırsınız. Ancak dikkat eder, özen gösterirseniz, o zaman söyleyecek bir şeyleriniz olur. özel mülk yazılım söz konusu olduğunda, söyleyecek bir şeyiniz olmaz.

Özgür yazılımla, değiştirmek istediğiniz şeyleri değiştirebilirsiniz. Ve firmanızda programlayıcıların olup olmaması fark etmez; bu, iyidir. Binanızdaki duvarları hareket ettirmek isterseniz, bir marangozluk firması olmanız gerekmez. Bir marangoz bulup, “Bu işi yapmak için ne kadar para istersin?” diye sormanız yeterlidir. Ve kullandığınız yazılımı değiştirmek isterseniz, bir programlama firması olmanız gerekmez. Tek yapmanız gereken bir programlama firmasına gidip şunu söylemektir: “Bu özellikleri implement etmek için ne kadar para istersiniz? Ve ne zamana bitirirsiniz?” Ve işi yapmazlarsa, gidip başka birilerini bulabilirsiniz.

Destek için özgür bir piyasa mevcuttur. Bu nedenle destekle ilgilenen her türlü işyeri, özgür yazılımda büyük bir avantaj bulacaktır. özel mülk yazılımla, destek bir tekeldir çünkü bir firma, bu, Microsoft’un paylaşılan bir kaynak programı ise kaynak koduna sahiptir – ya da belki de yüklü bir miktar para ödeyen az sayıda firma kaynak koduna sahiptir – ancak, bu sayı çok azdır. Bu nedenle, sizin için çok fazla sayıda olası kaynak mevcut değildir. Ve bu, gerçekten de büyük bir dev değilseniz, sizinle ilgilenmedikleri anlamına gelmektedir. Firmanız, sizin işinizi kaybederlerse, bu duruma önem vermelerini gerektirecek kadar önemli değildir. Bir kere programı kullandığınızda, onlar için desteği almakta kilitlendiğinizi anlarlar çünkü farklı bir programa geçmek çok büyük bir iştir. Bu nedenle, bir hatanın raporlanması ayrıcalığının ödenmesi gibi şeylerle karşılaşırsınız. [Dinleyiciler güler] Ve bir kere ödeme yaptıktan sonra, şöyle derler: “İyi, tamam, hata raporunuzu kaydettik. Ve birkaç ay içinde, bir yükseltme [:upgrade] satın alabilirsiniz ve bu hatayı giderip gidermediğimizi görebilirsiniz.” [Dinleyiciler güler]

Özgür yazılıma ilişkin destek sağlayıcıları, bundan ucuz kurtulamaz. Müşterileri memnun etmek zorundadırlar. Tabi ki, birçok iyi bedava destek alabilirsiniz. Probleminizi İnternetten gönderirsiniz. Ertesi gün bir yanıt alabilirsiniz. Ancak bu, tabi ki garantili değildir. Güvende olmak isterseniz, en iyisi bir firma ile anlaşma yapın ve onlara ücret ödeyin. Ve bu, tabi ki, özgür yazılım işinin çalışma şekillerinden birisidir.

Yazılım kullanan işler için özgür yazılımın başka bir avantajı, güven ve gizliliktir. Ve bu, bireyler için de geçerlidir ancak bunu, işyerleri bağlamında gündeme getirdim. İşte, bir program özel mülk olduğunda, gerçekten de ne yaptığını bile söyleyemezsiniz.

Bunların hakkında bir şeyler biliyorsanız, hoşlanmayacağınız bir şekilde kasıtlı olarak ortaya konan özelliklere sahip olabilir. Örneğin, geliştiricinin makinenize girmesine izin veren bir arka kapıya sahip olabilir. Yaptığınız işlere burnunu sokabilir ve bilgileri geri gönderebilir. Bu, yaygın bir durumdur. Birtakım Microsoft yazılımları bunu yapmaktadır. Ancak bunu yapan yalnızca Microsoft değildir. Kullanıcının işine burnunu sokan başka özel mülk programlar mevcuttur. Ve bunu yaptıkları zaman fark edemezsiniz bile. Ve tabi ki, geliştiricinin tamamen dürüst olduğu varsayıldığında bile, her programcı hata yapar. Bunlar, güvenliğinizi etkileyen ve kimseden kaynaklanmayan hatalar olabilir. Ancak buradaki ana nokta şudur: Bu, özgür yazılım değildir, bu hataları bulamazsınız. Ve bu hataları gideremezsiniz.

Hiç kimse, çalıştırdığı her programın kaynağını kontrol etmek için gereken zamana sahip değildir. Bunu yapmayacaksınız. Ancak özgür yazılımla, büyük bir topluluk mevcuttur ve bu toplulukta olayları kontrol eden insanlar vardır. Ve onların kontrolünden faydalanırsınız çünkü kazara bir hata varsa, ki kesinlikle vardır, zaman zaman, herhangi bir programda, bu hatayı bulabilir ve giderebilirler. Ve yakalanacaklarını düşündükleri zaman, insanların, kasıtlı bir Truva atı (kullanılacağı bilgisayara bilerek hasar verme amacıyla hazırlanmış bilgisayar programı) ya da burnunu sokan bir özelliği koyma ihtimali çok daha düşüktür. özel mülk yazılım geliştiricileri, yakalanmayacaklarını düşünür. Bu durumun tespit edilmeden geçeceğini düşünürler. Ancak özgür bir yazılım geliştiricisi insanların ona bakacağını ve orada olduğunu göreceğini bilir. Topluluğumuzda, kullanıcıların hoşlanmayacakları bir şekilde boğazlarına bastırarak bu durumdan kurtulmayı düşünmeyiz. Biliriz ki, kullanıcılar bundan hoşlanmazsa, bu özelliğe sahip olmayan değiştirilmiş bir sürüm hazırlanacaktır. Ve daha sonra tümü de söz konusu sürümü kullanarak çalışmaya başlayacaktır.

Gerçekte, muhtemelen bu özelliği koymayacağımız sonucunu hepimiz çıkarabiliriz, yeterince adım önceden bunu anlayabiliriz. Ne de olsa, özgür bir program yazıyorsunuz; insanların sürümünüzdenhoşlanmasını istersiniz; birçok insanın nefret edeceği bir özelliği koymazsınız ve kendinizinki yerine başka bir değiştirilmiş sürümü kullanmazsınız. Böylece, özgür yazılım dünyasında kralın kullanıcı olduğunu fark edersiniz. özel mülk yazılım dünyasında, kral, müşteri değildir. Çünkü siz yalnızca bir müşterisinizdir. Kullandığınız yazılımda söz hakkınız yoktur.

Bu anlamda, özgür yazılım, demokrasinin işlemesi için yeni bir mekanizmadır. Şimdi Stanford’da olan Profesör Lessig, bir kanun çeşidi olarak söz konusu kod fonksiyonlarını söylemiştir. Tüm amaçlar ve hedefler için herkesin kullandığı kod hakkında yazan her kimse, insanların hayatlarını belirleyen kanunlar yazmaktadır. Özgür yazılım söz konusu olduğunda, bu kanunlar demokratik bir şekilde yazılır. Ancak bu, klasik demokrasi biçimi değildir – büyük bir seçim yapıp şunu demiyoruz: “Herkes, bu işin nasıl yapılmasını istiyorsa ona göre oy versin.” [Dinleyiciler güler] Bunun yerine, temel olarak şunu diyoruz: özelliğin şu şekilde implement edilmesini isteyenler, o şekilde yapsın. Ve söz konusu özelliği söz konusu şekilde gerçekleştirmek için çalışmak isterseniz, öyle yaparsınız. Ve bir şekilde ya da diğer şekilde yapılır, değil mi? Ve böylece çok sayıda insan bu şekilde isterse, bu şekilde yapılacaktır. Bu şekilde, herkes, gitmek istediği yönde basitçe adımlar atarak sosyal karara katkıda bulunur.

Ve kişisel olarak istediğiniz kadar adım atmakta özgürsünüz. Bir işyeri, atmalarının yararlı olduğu kadar adımı atmakta özgürdür. Ve tüm bu şeyleri topladığınızda, bu, yazılımın hangi yönde gittiğini söyler.

Ve mevcut birtakım programlardan – genellikle büyük parçalardan – bazı parçaların alınması ve daha sonra kendinize ait belirli miktardaki kodun yazılması ve ihtiyacınızı tam olarak karşılayan bir programın hazırlanması tabi ki çok yararlıdır; mevcut birtakım özgür yazılım paketlerinden büyük parçaları alamazsanız, tamamını yeni baştan yazmak size pahalıya mal olacaktır.

Kralın kullanıcı olduğu gerçeğinden kaynaklanan başka bir şey de, uyumluluk ve standardizasyon konusunda çok iyi olma eğilimimizdir. Niçin? Çünkü kullanıcılar bundan hoşlanmaktadır. Kullanıcılar, içinde büyük uyumsuzlukların olduğu bir programı reddedecektir. Şimdi, bazen belirli bir uyumsuzluk tipine ilişkin ihtiyacı olan belirli bir kullanıcı grubu vardır ve o zaman ona sahip olacaklardır. Bu tamamdır. Ancak kullanıcılar bir standardı izlemek istediklerinde, biz geliştiriciler de bunu izlemeliyiz ve bunu biliriz. Ve bunu yaparız. Bunun zıttı olarak, özel mülk yazılım geliştiricilerine bakarsanız, genellikle kasıtlı olarak bir standardı izlememeyi avantajlı bulurlar ve bunun nedeni, bu şekilde kullanıcıya bir avantaj sağladıklarını düşündükleri için değil, ancak daha çok kullanıcı üzerinde bir şeyler dayattıkları, kullanıcıyı kilitledikleri içindir. Ve özel mülk yazılım geliştiricilerinin zaman zaman dosya biçimlerinde değişiklikler yaptıklarını görürsünüz, bunun tek nedeni, insanların en yeni sürümü satın almalarını sağlamaktır.

Arşivciler şimdi bir problem bulmaktadır, on yıl önce bilgisayarlarda yazılan dosyalara genellikle erişilememektedir; bunlar, şimdi kaybolmuş olan özel mülk yazılımla yazılan dosyalardır. Bu dosyalar özgür yazılımla yazılmış olsalardı, güncelleştirilebilip çalıştırılabilirlerdi. Ve söz konusu kayıtlar kaybolmazdı, erişilemeyen duruma gelmezdi. NPR'de bile bu konuda şikayetler vardı ve çözüm olarak özgür yazılım önerilmekteydi. Aslında, kendi verilerinizi saklamak için özgür olmayan programı kullanarak, kendinizi tuzağa düşürüyorsunuz.

Böylece, özgür yazılımın birçok işi nasıl etkilediğini anlattım. Ancak, yazılım işi olan bu özel dar alanı nasıl etkilemektedir? Evet, bu sorunun cevabı, çoğunlukla hemen hemen hiç etkilemediğidir. Ve bana anlatılanlardan, bunun nedeni, yazılım endüstrisinin % 90’ının özel yazılımın gelişimine ayrılmasıdır, başka bir deyişle, yayınlanmayan yazılıma ayrılmasıdır. Özel yazılım için, bu husus ya da özgür ya da özel mülk olma hususu gündeme gelmez. Gördüğünüz gibi, buradaki husus, siz kullanıcıların yazılımı değiştirmek ve yeniden dağıtmak için özgür olup olmadığınızdır. Yalnızca tek bir kullanıcı varsa ve söz konusu kullanıcı haklara sahipse, o zaman problem yoktur. Söz konusu kullanıcı tüm bu şeyleri yapmakta özgürdür. Bu nedenle, aslında, kaynak kodunu ve tüm hakları alma konusunda ısrar ediyorlarsa, firma içinde kullanım için bir firma tarafından geliştirilen her türlü özel program özgür yazılımdır.

Bu husus, bir saatteki ya da bir mikrodalga fırındaki ya da bir otomobilin ateşleme sistemindeki yazılım için söz konusu değildir çünkü bu durumlarda, kurmak için yazılım indirmezsiniz. Kullanıcı söz konusu olduğu sürece, bu, gerçek bir bilgisayar değildir, bu nedenle, etik açıdan önemli olmaya yetecek kadar bu hususları büyütmez. Bu nedenle, en önemli kısım için, yazılım endüstrisi, olduğu gibi gitmeye devam edecektir. Ve ilginç şey şudur ki, bu gibi büyük bir iş oranı endüstrinin ilgili kısmında olduğu için, özgür yazılım işi için hiçbir olasılık olmasa bile, özgür yazılım geliştiricileri, özel yazılım yazmak için günlük işler alabilirler. [Dinleyiciler güler] Bunlardan çok fazla vardır; oran çok büyüktür.

Ancak görüldüğü gibi, özgür yazılım işi vardır. Özgür yazılım firmaları vardır ve katılacağım basın toplantısında, birkaç özgür yazılım firmasından insanlar bize katılacaktır. Ve tabi ki, özgür yazılım işi olmayan ancak yayınlamak için yararlı özgür yazılım parçaları geliştiren firmalar da vardır ve onların geliştirdiği özgür yazılım önemli ölçüdedir.

Şimdi, şu soruyu sorarız: özgür yazılım iş dünyası nasıl çalışmaktadır? Bazıları kopyaları satmaktadır. Kopyalamakta özgürsünüzdür ancak yine de ayda binlerce kopya satabilirler. Ve diğerleri, destek ve çeşitli hizmet tiplerini satmaktadır. Kişisel olarak ben, 1980’lerin ikinci yarısı boyunca, özgür yazılım destek hizmetleri sattım. Temel olarak saatte $200 için, yazmış olduğum GNU yazılımında değiştirmemi istediğiniz her şeyi değiştiririm dedim. Evet, bu, ciddi bir ücrettir ancak bu, benim geliştirmiş olduğum bir programdı ve çok daha kısa bir sürede aynı işi gerçekleştirebileceğimi insanlar anladı. [Dinleyiciler güler] Ve bu şekilde ekmeğimi kazandım. Aslında, daha önce yaptığımdan daha fazlasını yaptım. Ayrıca dersler de verdim. Ve 1990 yılına kadar bunu yapmayı sürdürdüm. 1990 yılında büyük bir ödül kazandım ve bunu yapmayı bıraktım.

Ancak 1990 yılında, Cygnus Support (Cygnus Destek) adında ilk ortak özgür yazılım işi oluşturuldu. Ve onların işi, benim yaptığım şeyle aynı tip şeyi yapmaktı. İhtiyaç duysaydım kesinlikle onlar için çalışabilirdim. Ancak ihtiyaç duymadım ve herhangi bir firmadan bağımsız kalsaydım bunun hareket için iyi olacağını hissettim. Bu şekilde, herhangi bir çıkar çatışması olmaksızın çeşitli özgür ve özgür olmayan yazılım firmaları için iyi ve kötü şeyler söyleyebilirdim. Harekete daha fazla hizmet edebileceğimi hissettim. Ancak yaşamımı kazanmak için buna ihtiyaç duysaydım, onlar için çalışacaktım. Bu, içinde bulunmak adına etik bir iştir. Onlarla iş yapmak için utanmama hiç gerek yoktu. Ve söz konusu firma ilk yılında kârdaydı. Çok az ana para ile, üç kurucusunun sahip olduğu para ile oluşturulmuştu. Ve her geçen yıl daha da büyüdüler ve kârlı oldular, sonunda iyice büyümek istediler, açgözlü oldular, dış yatırımcılara açıldılar ve daha sonra her şeyi bozdular. Ancak açgözlü olmadan önce, yıllarını başarı içinde geçirdiler.

Bu, özgür yazılım hakkındaki heyecan verici şeylerden birini göstermektedir. Özgür yazılım, özgür yazılım geliştirmek için anapara sağlamanızın gerekli olmadığını göstermektedir. Demek istiyorum ki, ana para yararlıdır; yardımcı olabilir. Bir miktar anapara toplayabilirseniz, insan tutabilir ve bu insanlara kod yazdırabilirsiniz. Ancak az sayıda insanla çok iş başarabilirsiniz. Aslında, özgür yazılımı geliştiren süreçin çok etkin olması, dünyanın özgür yazılıma geçmesi için önemli nedenlerden biridir. Ve bu, ayrıca Microsoft’un söylediğini yalanlar, Microsoft, GNU GPL’nin kötü olduğunu söyler çünkü özgür olmayan yazılımı geliştirmek için anapara toplamak, özgür yazılımımızı alıp bizimle paylaşmayacakları programlara kodumuzu koymak onlar için zorlaşır. Temel olarak, bu şekilde anaparayı yükseltmelerine ihtiyaç duymamaktayız. Her şekilde işi yaptırırız. İşi zaten yaptırıyoruz.

İnsanlar, bizim hiçbir zaman tamamen özgür bir işletim sistemi yapamayacağımızı söylemekteydiler. Şimdi bunu ve ilâve olarak önemli bir oranı daha gerçekleştirdik. Ve söyleyebilirim ki, dünyanın tüm genel amaçlı olarak yayınlanan yazılımını geliştirmemize az kaldı. Ve bunu, kullanıcılardan % 90’ından fazlasının henüz bizim özgür yazılımımızı kullanmadığı bir dünyada başardık. Bu, dünyadaki tüm Web sunucularının yarısından fazlasının Web sunucusu olarak Apache ile GNU/Linux üzerinde çalıştığı bir dünyada gerçekleşmiştir.

SORU:[Duyulamıyor] … Daha önce ne dediniz, Linux mı?

STALLMAN:GNU/Linux dedim.

SORU:Öyle mi dediniz?

STALLMAN:Evet, çekirdek hakkında konuşuyorsam, onu Linux olarak adlandırırım. Biliyorsunuz, bu, onun adıdır. Çekirdek Linus Torvalds tarafından yazılmıştır ve yazara duyulan saygıdan ötürü, bu çekirdeği yalnızca onun verdiği isimle adlandırabiliriz.

Genel olarak, iş dünyasında, birçok kullanıcı GNU/Linux’ı kullanmamaktadır. Birçok ev kullanıcısı henüz bizim sistemimizi kullanmamaktadır. Ev kullanıcıları da sistemimizi kullanmaya başladığında, özgür yazılım için 10 kat daha fazla gönüllü ve 10 kat daha fazla müşteri sağlayacağız. Ve bu bizi büyütecektir. Bu nedenle, bu noktada, bu işi yapabileceğimiz konusunda oldukça güvenim var.

Ve bu önemlidir çünkü Microsoft bizim çaresiz hissetmemizi istemektedir. Şöyle derler: “Çalıştırılacak yazılıma sahip olmanızın tek yolu, yeniliğe sahip olmanızın tek yolu, gücü bize vermenizle sağlanabilir. Biz baskınız. Çalıştırdığınız programla ne yapabileceğinizi kontrol edelim, böylece sizden çok para alabiliriz ve bu paranın belirli bir oranını yazılım geliştirmek için kullanıp geri kalanını kâr yaparız.”

Hiçbir zaman çaresiz hissetmemelisiniz. Çok çaresiz hissedip özgürlüğünüzü feda etmemelisiniz. Bu çok tehlikelidir.

Microsoft’un, yalnızca Microsoft olmamakla beraber özgür yazılımı desteklemeyen insanların genelde benimsediği değer sistemi, kısa vadeli kârdır: Bu sene ne kadar para kazanacağım? Bugün ne kadar iş yaptırabilirim? Kısa vadeli düşünme ve dar düşünme. Onların varsayımına göre, birilerinin özgürlük adına fedakarlık yapması saçmadır.

Dün yurttaşlarının özgürlüğü için fedakarlık yapmış olan Amerikalılar hakkında birçok insan konuşma yapıyordu. Bu insanların bazıları büyük fedakarlıklar yapmışlardı. Ülkemizde herkesin duyduğu özgürlük çeşitleri için yaşamlarını bile feda etmişlerdi. (En azından bazı durumlarda; tahmin ederim ki, Vietnam’daki savaşı burada görmezden gelmeliyiz.)

[Editörün notu: Önceki gün, Yurt Şehitleri anma günüydü, kahramanların anıldığı bir ABD tatil günüydü.]

Ancak neyse ki, yazılımın kullanılmasındaki özgürlüğümüzün korunması bu gibi büyük fedakarlıkları gerektirmemektedir. Grafiksel Kullanıcı Ara yüzü (GUI) programınız henüz yoksa, komut satırı ara yüzünün öğrenilmesi gibi yalnızca küçük ve az fedakarlıklar yeterlidir. Bunu bu şekilde yapmak için özgür bir yazılım paketine sahip olmadığımız için, bu, işin bu şekilde yapılması gibidir. Birkaç yılda sahip olabileceğiniz gibi, belirli bir özgür yazılım paketini geliştirecek olan bir firmaya bir miktar paranın ödenmesi gibidir. Bunlar, hepimizin yapabileceği küçük fedakarlıklardır. Ve uzun vadede, bundan fayda görürüz. Bildiğiniz gibi, bir fedakarlıktan çok bir yatırım gibidir. Toplumumuzun gelişmesinde bizim için iyi olduğunu bilmek için, yalnızca söz konusu yatırımdan kimin beş on senti alacağını saymadan yeterli uzun vadeli görüşe sahip olmamız gereklidir.

Böylece, bu noktada, anlatacaklarım sona erdi.

Tony Stanco tarafından önerilen özgür yazılım işine ilişkin yeni bir yaklaşımın olduğunu ifade etmek isterim, bu yaklaşım “Özgür Geliştiriciler” olarak adlandırılmaktadır ve organizasyona katılan tüm yazılım geliştiricilere kârdan belirli bir oranın verilmesini uman belirli bir iş yapısını içermektedir. Ve halen Hindistan’da bazı büyük hükümet yazılım geliştirme sözleşmelerinin gerçekleştirilmesini ummaktadırlar çünkü taban olarak özgür yazılımı kullanıyor olacaklardır, bu şekilde büyük maliyet tasarrufu sağlamayı planlamaktadırlar.

Ve şimdi sorularınızı bekliyorum.

SORU: [İşitilememektedir]

STALLMAN: Biraz yüksek sesle konuşabilir misiniz lütfen? Sizi gerçekten duyamıyorum.

SORU: Microsoft gibi bir firma bir özgür yazılım sözleşmesini nasıl içerebilir?

STALLMAN: Microsoft aslında eylemlerinin birçoğunu hizmetlere kaydırmayı planlamaktadır. Ve yapmayı planladıkları şey kirli ve tehlikeli bir şeydir, zikzak biçiminde hizmetleri birini diğerine olacak şekilde bağlamayı planlamaktadırlar. Böylece bu hizmeti kullanmak için, bu Microsoft programını kullanıyor olmanız gereklidir, bu da, bu hizmeti ve bu Microsoft programını kullanmanız gerektiği anlamına gelecektir … böylece tümü birbiriyle ilişkilidir. Planları budur.

Şimdi, ilginç olan şey, bu hizmetlerin satılmasının özgür yazılım ya da özgür olmayan yazılım etik hususunu gündeme getirmemesidir. Onlar için, net üzerinden bu hizmetleri satan bu gibi işyerlerinin olması çok iyi olabilir. Ancak, Microsoft’un planladığı, yazılım ve hizmetler üzerinde daha bile büyük bir tekel, daha bile büyük bir kilit elde etmek için onları kullanmaktır ve bu, yakın zamanda bir makalede açıklanmıştır. Diğer insanlar, bunun, neti Microsoft Firma Kasabasına dönüştürdüğünü söylemiştir.

Ve bu bağlantılıdır çünkü Microsoft anti güven mahkemesindeki asliye mahkemesi Microsoft’un – anlamsız bir şekilde, hiçbir işe yaramayacak biçimde – işletim sistemi kısmına ve uygulama kısmına bölünmesini önermiştir.

Ancak o makaleyi gördükten sonra, şimdi yalnızca emsallerine uygun bir şekilde birbirleriyle başa çıkmalarını gerektirmek için Microsoft’un hizmetler kısmına ve yazılım kısmına bölünmesinin yararlı ve etkin bir yolunu görmekteyim, hizmetler ara yüzlerini yayınlamalıdır, böylece hizmetlerle konuşabilmek için herkes bir istemci yazabilir ve tahmin ediyorum ki, hizmeti almak için ödeme yapmaları gereklidir. Evet, bu tamamdır. Bu, tamamen farklı bir konudur.

Microsoft bu şekilde […] başka bir deyişle, hizmetler ve yazılım şeklinde bölünürse, Microsoft hizmetleriyle rekabete girmek için yazılımlarını kullanamayacaklardır. Ve Microsoft yazılımıyla rekabete girmek için hizmetleri kullanamayacaklardır. Ve özgür yazılım yapabileceğiz ve belki de siz insanlar bunu Microsoft hizmetleriyle konuşmak için kullanacaksınız, bu bizim için önemli değildir.

Çünkü ne de olsa, Microsoft’un birçok insana boyun eğdiren özel mülk yazılım firması olmasına rağmen – diğerleri daha az insana boyun eğdirmiştir, bu, uğraşma isteğinden kaynaklanmamaktadır; [dinleyiciler güler] o kadar çok sayıda insana boyun eğdirmeyi başaramamışlardır. Bu nedenle, problem yalnızca ve yalnızca Microsoft değildir. Microsoft, çözmeye çalıştığımız problemin yalnızca en büyük örneğidir, işbirliği yapmak ve etik bir toplum oluşturmak için kullanıcıların özgürlüğünü alan özel mülk yazılımdır. Bu nedenle, bu platform için bana imkân vermiş olsalar bile, Microsoft üzerine çok fazla odaklanmamalıyız. Bu, onları çok önemli yapmaz. Bu, hepsi ve hepsinin sonu değildir.

SORU: Daha önceden, açık kaynaklı yazılımla özgür yazılım arasındaki felsefi farkları açıklıyordunuz. Yalnızca Intel platformlarını desteklerlerken, GNU/Linux dağıtımlarının mevcut eğilimi hakkında nasıl hissediyorsunuz? Ve gitgide daha az sayıda programcının doğru şekilde programlama yaptığı ve herhangi bir yerde derleme yapacak olan yazılımı hazırladığı görülmektedir? Ve basitçe Intel sistemlerinde çalışan yazılımın hazırlandığı görülmektedir?

STALLMAN: Burada etik bir husus görmüyorum. Ancak, gerçekte, bilgisayar üreten firmalar, bazen GNU/Linux sistemini bilgisayara taşımaktadır. HP açık bir şekilde bunu yakın bir zamanda yapmıştır. Ve Windows’un bir portu için ödeme yapma konusunda canlarını sıkmamışlardı, çünkü bu, çok fazla maliyete sahip olacaktı. Ancak zannediyorum ki GNU/Linux’ın desteklenmesi birkaç ay boyunca beş mühendisin çalışmasını gerektirecekti. Bu, kolayca yapılabilir bir şeydi.

Şimdi tabi ki, insanların autoconf’u kullanmasını öneriyorum, autoconf, programlarınızı taşınabilir hale getirmeyi kolaylaştıran bir GNU paketidir. Bunu yapmaları için onları yüreklendiriyorum. Ya da sistemin söz konusu sürümünde derlenmeyen bir hatayı başka birileri giderdiğinde ve size gönderdiğinde, o zaman bunu göz önünde bulundurmalısınız. Ancak bunu etik bir husus olarak görmüyorum.

SORU: İki yorum. Birisi: Yakın zamanda, MIT’de konuştunuz. Kopyasını okudum. Ve birileri, patentler hakkında bir şeyler sordu ve siz dediniz ki “patentler tamamen farklı bir konudur. Bu konuda yorumum yok.”

STALLMAN: Doğru. Patentler hakkında aslında söyleyecek çok şeyim var ama bu, bir saati bulur. [Dinleyiciler güler]

SORU: Şunu demek istedim: Bana öyle geliyor ki, burada önemli bir husus var. Demek istiyorum ki, bu konsepti almaya çalışırken, firmaların, kendileri için bir tekel biçimi oluşturmaya çalışırken Devletin gücünü kullanmak isterlerse, patentler ve telif hakkı gibi şeyleri sert özellik olarak adlandırmalarının bir nedeni vardır. Ve böylece, bu şeyler hakkındaki yaygın olan şey, aynı hususlar etrafında dolaşmaları değildir ancak söz konusu motivasyon, gerçekten de genel hizmet hususu değildir ama özel çıkarları için firmaların tekel sağlama motivasyonudur.

STALLMAN: Anlıyorum. Ama, iyi, yanıtlamak istiyorum çünkü çok fazla zaman yok. Bu yüzden bunu yanıtlamak istiyorum.

Onların istediğinin bu olduğu konusunda haklısınız. Ancak fikri mülkiyet terimini kullanmak istemelerinin başka bir nedeni vardır. Bunun nedeni, insanların, telif hakkı hususları ya da patent hususları hakkında dikkatli bir şekilde düşünmesini istememeleridir. Telif hakkı kanunu ve patent kanunu tamamen farklı olduğu için, yazılım telif haklarının ve yazılım patentlerinin etkileri tamamen farklıdır.

Yazılım patentleri, programcıları belirli program tiplerini yazmaktan alıkoydukları için, programcılar üzerindeki bir kısıtlamadır ancak telif hakkı bunu yapmaz. Telif hakkı söz konusu olduğunda, en azından kendi kendinize yazıyorsanız, dağıtmanıza izin verilmektedir. Bu nedenle, bu hususların ayrılması çok önemlidir.

Bunların, çok düşük bir seviyede ortak bir özelliği vardır ve diğer her şey farklıdır. Bu nedenle, lütfen, açık bir şekilde düşünmeyi cesaretlendirmek için, telif hakkını ve patentleri tartışın. Ancak fikri mülkiyeti tartışmayın. fikri mülkiyet hakkında bir fikrim yoktur. Telif hakları, patentler ve yazılım hakkında düşüncelerim vardır.

SORU: Başlangıçta fonksiyonel bir dilin, yemek tarifleri gibi, bilgisayar programları olduğunu ifade ettiniz. Ancak yemek tariflerinden bilgisayar programlarına ve İngilizce dilinden bilgisayar programlarına büyük bir geçiş vardır – “fonksiyonel dil”in tanımı çok geniştir. DVD konusunda bu, neden olan problemi oluşturmaktadır.

STALLMAN: Hususlar, doğadaki fonksiyonel olmayan şeylerden ötürü kısmen benzer ancak kısmen de farklıdır. Hususun bir kısmı aktarılır ancak tamamı aktarılmaz. Maalesef, bu da bir saatlik bir konuşma ile açıklanabilir. Bu konuya burada girmek için yeterli vaktimiz yok. Ancak şunu söylemek isterim ki, yazılımla aynı anlamda tüm fonksiyonel çalışmalar özgür olmalıdır. Biliyorsunuz, ders kitapları, belgeler, sözlükler ve tarifler özgür olmalıdır.

SORU: Yalnızca online müziği merak ediyordum. Bir yandan öbür yana oluşturulmuş benzerlikler ve farklar mevcuttur.

STALLMAN: Doğru. Yayınlanan her türlü bilgi için sahip olmamız gereken minimum özgürlük bu yayını ticari olmayan bir şekilde yeniden aynen dağıtma özgürlüğüdür. Fonksiyonel çalışmalar için, değiştirilmiş bir sürümü ticari olarak yayınlama özgürlüğüne ihtiyaç duyarız çünkü bu, toplum için çok yararlıdır. Fonksiyonel olmayan çalışmalar için – insanları eğlendirecek ya da estetik olacak ya da belirli bir insanın görüşlerini ifade edecek olan şeyler, biliyorsunuz – belki de değiştirilmemelidir. Ve bu belki de onların tüm ticari dağıtımını kapsayan telif hakkına sahip olunmasının tamam olduğu anlamına gelmektedir.

Lütfen unutmayın ki, A.B.D. Anayasasına göre, telif hakkının amacı halkın yararlanmasıdır. Telif hakkı, belirli özel tarafların davranışını değiştirmek böylece daha fazla kitap yayınlamalarını sağlamak içindir. Ve bunun yararı, toplumun hususları tartışmasının ve öğrenmesinin sağlanmasıdır. Ve, bildiğiniz gibi, literatürümüz vardır. Bilimsel çalışmalarımız vardır. Hedef, bunu cesaretlendirmektir. Telif hakları, yazarların iyiliği için değil, yalnızca yayıncıların iyiliği içindir. Telif hakkı, okuyucuların ve insanlar yazdığında ve diğerleri okuduğunda gerçekleşen bilgi alışverişinden faydalananların iyiliğinedir. Ve bu hedefle fikir birliği içerisindeyim.

Ancak bilgisayar ağları çağında, yöntem, artık inanılabilen ve makul bir yöntem değildir çünkü şimdi herkesin özel hayatına giren ve herkes için terör estiren katı kanunları gerektirmektedir. Komşunuzla paylaşımda bulunduğunuz için yıllarınız hapiste geçer. Matbaa zamanında durum böyle değildi. O zamanlar telif hakkı endüstriyel bir düzenlemeydi. Yayıncıları kısıtlamaktaydı. Şimdi yayıncılar tarafından kamu üzerine dayatılan bir kısıtlamadır. Bu nedenle güç ilişkisi, aynı kanun yürürlükte olsa bile, 180 derece döndü.

SORU: Böylece başka bir müzikten müzik yapmak gibi bir şeye sahip olabilir misiniz?

STALLMAN: Doğru. Bu ilginç …

SORU: Ve benzersiz, yeni çalışmalar, işte, hâlâ çok miktarda işbirliği var.

STALLMAN: Doğru. Ve bunun muhtemelen adil kullanım kavramını gerektirdiğini düşünüyorum. Kesinlikle birkaç saniyelik numune yapmak ve bunu bazı müziksel çalışmaların hazırlanmasında kullanmak, açık bir şekilde bu, adil kullanım olmalıdır. Bu konu hakkında düşünürseniz, adil kullanıma ilişkin standart fikir bunu içermektedir. Mahkemeler fikir birliği içinde olurlarsa, emin değilim, ama olmalılar. Sistemde mevcut olduğu haliyle gerçek bir değişiklik var olmayacaktır.

SORU: Özel mülk biçimlerde genel bilgilerin yayınlanması hakkında ne düşünüyorsunuz?

STALLMAN: Bu olmamalıdır. Hükümet, vatandaşlardan herhangi bir şekilde ya da herhangi bir yönde kendisiyle haberleşmeleri için ya da kendisine erişmeleri için özgür olmayan bir programın kullanılmasını hiçbir zaman istememelidir.

SORU: Şimdi söyleyeceğim şeyi yani GNU/Linux kullanıcısı olmuştum.

STALLMAN: Teşekkürler. [dinleyiciler güler]

SORU: …son dört yıldır. Benim için problemli ve hepimiz için önemli olan şeylerden biri de zannediyorum ki Web’e göz atmaktır.

STALLMAN: Evet.

SORU: GNU/Linux sisteminin kullanılmasındaki zayıf noktalardan bir tanesi Web’de tarama yapılmasıdır çünkü bu konudaki yaygın araç Netscape’tir…

STALLMAN: …ve özgür yazılım değildir.

Bu soruyu yanıtlayayım. Daha fazlasını elde etme adına ana noktaya varayım. Evet. İnsanların GNU/Linux sistemlerinde Netscape Navigatör’ü kullanma eğilimlerinde büyük bir artış vardır. Gerçekte, ticari olarak paketlenmiş tüm sistemlerde Netscape Navigatör otomatik olarak vardır. Böylece bu, ironik bir durumdur: özgür bir işletim sistemi geliştirmek için çok çalıştık ve şimdi mağazaya gittiğinizde, orada GNU/Linux’ın sürümlerini bulabilirsiniz, çoğu Linux olarak adlandırılmaktadır ve özgür değildirler. Neyse, bazıları özgürdür aslında. Ancak Netscape Navigatör ve belki de başka özgür olmayan programlar da var olabilir. Bu nedenle, gerçekte ne yaptığınızı bilmiyorsanız, özgür bir sistemin bulunması çok zordur. Ya da tabi ki, Netscape Navigatörü kuramazsınız.

Şimdi, gerçekte, yıllardır özgür Web tarayıcıları mevcuttur. Lynx olarak adlandırılan ve eskiden kullandığım özgür bir Web tarayıcısı vardır: Grafiksel olmayan özgür bir Web tarayıcısıdır; yalnızca metinden ibarettir. Bunun büyük bir avantajı vardır, bunda reklamları görmezsiniz. [Dinleyiciler güler] [Alkış]

Ama her neyse, Mozilla olarak adlandırılan ve kullanabileceğiniz noktaya ulaşan özgür bir grafik arayüzlü proje vardır. Ve ben onu arada sırada kullanıyorum.

SORU: Konqueror 2.01 çok iyidir.

STALLMAN: Evet, Tamam. Bu, başka bir özgür grafiksel arayüzlü tarayıcıdır. Böylece, sonunda tahmin ediyorum ki bu problemi çözüyoruz.

SORU: Bana özgür yazılımla açık kaynak arasındaki felsefi/etik ayrımdan bahsedebilir misiniz? Bunların uzlaştırılamaz olduğunu mu hissediyorsunuz? …

[Kayıtlar arasında kaset değiştiriliyor; sorunun sonu ve cevabın başı eksiktir]

STALLMAN: … bir özgürlüğe ve etiğe. Ya da sizin henüz söylediğiniz gibi, umarım ki, siz firmalar, bizim bu şeyleri yapmamıza izin vermemizin daha kârlı olduğuna karar verirsiniz.

Ancak, söylediğim gibi, çok sayıdaki pratik çalışmada, bir kimsenin politikasının ne olduğu gerçekten de fark etmemektedir. Bir kimse GNU projesine yardımcı olmayı teklif ettiğinde, şunu demeyiz: “Bizim politikalarımızla fikir birliği içinde olmanız gereklidir.” Bir GNU paketinde, sistemi GNU/Linux olarak adlandırmanızın gerekli olduğunu ve bunları özgür yazılım olarak adlandırmanız gerektiğini söyleriz. GNU Projesi hakkında konuşmadığınızda ne söylediğiniz, size kalmıştır.

SORU: Yeni büyük makinelerini satmak amacıyla hükümet birimleri için IBM firması bir kampanya başlatmıştır, satış noktası olarak Linux’ı kullanmışlar ve Linux olarak adlandırmışlardır.

STALLMAN: Evet. Tabi ki, bunlar gerçekten de GNU/Linux sistemleridir. [Dinleyiciler güler]

SORU: Bu doğrudur. En üstteki satış elemanına söyleyin. GNU hakkında bir şey bilmiyor.

STALLMAN: Kime söylemeliyim?

SORU: En üstteki satış elemanı.

STALLMAN: Ya, evet. Buradaki problem, avantajları için söylemek istedikleri şeylere halihazırda dikkatli bir şekilde karar vermiş olmalarıdır. Ve bunu tanımlamanın daha doğru, daha adil ya da daha kesin yolunun ne olduğu hususu, bu gibi bir firma için önemli olan temel husus değildir. Evet, şimdi bazı küçük firmalarda, bir patron olacaktır. Ve patron bu gibi hususlar hakkında düşünmekteyse, bu şekilde bir karara varabilir. Ancak bu çok büyük bir ortaklık değildir. Bu, bir utançtır, ayıptır.

IBM’in yaptığı şey hakkında daha önemli ve daha bağımsız bir husus vardır. “Linux”a bir milyar dolar yatırdıklarını söylüyorlar. Ancak belki de “Linux”a ifadesindeki a’yı da çift tırnak içine almalıyım çünkü bu paranın bir kısmı insanların özgür yazılım geliştirmesi için harcanmaktadır. Bu gerçekten de topluluğumuz için büyük bir katkıdır. Ancak diğer kısımları, insanlara özel mülk yazılım yazmaları ya da özel mülk yazılımı GNU/Linux’ın üstünde çalıştırmak üzere taşımak için ödeme yapmaktadır ve bu, topluluğumuz için bir katkı değildir. Ancak IBM, tümünü bunda toplamaktadır. Bunların bazıları reklam olabilir, bu da kısmen bir katkıdır ancak kısmen de yanlıştır. Bu nedenle, bu, karmaşık bir durumdur. Yaptıkları şeylerden bazıları katkıdır ve bazıları değildir, ancak bunlar da kesin değildir. Ve hepsini bir araya toplayıp “Vav! IBM’den bir milyar dolar aldım” diyemezsiniz. [Dinleyiciler güler] Bu, olayların aşırı derecede basitleştirilmesidir.

SORU: Genel Kamu Lisansı’na ilişkin düşünceler hakkında biraz bilgi verebilir misiniz?

STALLMAN: Şimdi, burada — özür dilerim, sorusunu şimdi yanıtlıyorum. [Laughter]

SCHONBERG: Basın toplantısı için zaman ayırmak istiyor musunuz? Yoksa burada mı devam etmek istiyorsunuz?

STALLMAN: Basın toplantısı için kimler burada? Çok fazla basın yok. Oh, üç - Tamam. Eğer herkesin sorusunu yanıtlamak üzere on dakika gibi bir şey istesek kabul eder misiniz? Tamam. O zaman, herkesin sorusunu yanıtlamayla devam edelim.

GNU GPL’ye yol açan düşünceler mi? Bunun bir kısmı, topluluğun özgürlüğünü, X Windows’ta tanımladığım fenomenlere karşı korumak istememdi, bu durum diğer programlarda da meydana geldi. Aslında, bu husus hakkında düşünürken, X Windows henüz yayınlanmamıştı. Ancak bu problemin başka özgür programlarda meydana geldiğini görmüştüm. Örneğin, TeX gibi. Kullanıcıların tümünün özgürlüğe sahip olduğundan emin olmak istedim. Aksi takdirde, bir program yazabileceğimi ve çok sayıda insanın programı kullanacağını düşündüm, ancak o insanların özgürlüğü olmayacaktı. Ve bunun ana noktası nedir?

Ancak düşündüğüm diğer bir husus, topluluğa, bunun bir paspas olmadığı duygusunu vermekti, bu, ortalıkta dolanan herhangi bir parazite av olmadığı duygusuydu. Copyleft’i kullanmıyorsanız, esas olarak şunu diyorsunuzdur: [Uysal bir şekilde konuşarak] “Kodumu al. Ne istersen yap. Hayır demem.” Böylece herhangi biri gelip şunu diyebilir: [kesinkes konuşarak] “A, bunun özgür olmayan bir sürümünü yapmak istiyorum. O zaman bunu alacağım.” Ve daha sonra, tabi ki, muhtemelen bazı geliştirmeler eklediler, bu özgür olmayan sürümler kullanıcılara çekici geldi ve özgür sürümlerin yerini aldı. Ve o zaman, neyi başarmış oldunuz? Yalnızca bir özel mülk yazılım projesine katkıda bulunmuş oldunuz.

Ve insanlar bu durumun meydana geldiğini gördüğünde, benim yaptığım şeyi diğer insanların aldığını gördüklerinde ve insanlar hiçbir zaman geri vermediğinde, bu, moral bozucu bir durum olabilir. Ve bu yalnızca spekülasyon değildir. Bunun gerçekleştiğini gördüm. Bu, 1970’lerde üyesi olduğum eski topluluğu bozmak için meydana gelen şeyin bir parçasıdır. Bazı insanlar işbirliğinden uzaklaşmaya başladı. Ve biz de bu şekilde kâr yaptıklarını varsaydık. Kesinlikle kâr yaptıklarını düşünüyor gibi davrandılar. Ve biz de, ortaklığımızı alabileceğimizi ve geri vermeyebileceğimizi fark ettik. Ve bu konu hakkında yapabileceğimiz hiçbir şey yoktu. Çok umutsuzluk vericiydi. Bizim gibi bu eğilimden hoşlanmayan insanlar bir tartışma bile yaşadılar ancak bunu nasıl durdurabileceğimize ilişkin bir fikrimiz yoktu.

GPL bunu durdurmak için tasarımlanmıştır. Şöyle der: Evet, topluluğa girmek ve bu kodu kullanmak konusunda özgürsünüz. Her türlü işi yapmak için bu kodu kullanabilirsiniz. Ancak değiştirilmiş bir sürümü yayınlarsanız, bunu, topluluğumuza, topluluğumuzun bir kısmına, özgür dünyanın bir kısmına yayınlamanız gereklidir.

Bu nedenle, gerçekte, insanların bizim çalışmalarımızdan faydalanmasının ve herhangi bir yazılım yazmak zorunda olmamanız gibi bir katkısının olmamasının hâlâ birçok yolu vardır. Birçok insan GNU/Linux’ı kullanmakta ve hiçbir yazılım yazmamaktadır. Bizim için bir şeyler yapmanız gibi bir şart yoktur. Ancak belirli bir şey yaparsanız, buna katkıda bulunmanız gerekir. Bu nedenle, bu, bizim topluluğumuzun bir paspas olmadığı anlamına gelmektedir. Ve zannediyorum ki, bu durum insanlara şunu hissetme gücü verdi: Evet, herkes tarafından ayakaltına alınmayacağız. Bunun karşısında ayakta duracağız.

SORU: Evet sorum şuydu, özgür ancak copyleft edilmemiş yazılım dikkate alındığında, herhangi bir kimse bu yazılımı alıp özel mülk hale getirebileceği için, birilerinin bu yazılımı alıp üzerinde bazı değişiklikler yapıp sonuçtaki yazılımı GPL altında yayınlaması mümkün müdür?

STALLMAN: Evet, bu mümkündür.

SORU: O zaman bu, gelecekteki tüm kopyaların GPL’lenmesine neden olacaktır.

STALLMAN: O açıdan öyle. Ancak neden bunu yapmadığımızın nedenleri şunlardır.

SORU: Hım?

STALLMAN: Neden genellikle bunu yapmıyoruz, açıklamama izin verin.

SORU: Tamam, evet.

STALLMAN: İsteseydik, X Windows’u alıp GPL kapsamlı bir kopya hazırlayıp bunda değişiklikler yapabilirdik. Ancak X Window’un, GPL’lenmesi yerine geliştirilmesi üzerinde çalışan çok daha büyük bir grup vardır. Bu nedenle, bunu yaparsak, onlardan bir şeyler eşelemiş olurduk. Ve bu, iyi bir davranış değildir. Ve onlar, bizim topluluğumuzun bir parçasıdır, topluluğumuza katkıda bulunmaktadırlar.

İkinci olarak, bu bize geri tepecektir çünkü X üzerinde bizim yapacağımızdan çok daha fazla iş yapmaktadırlar. Bu nedenle, bizim sürümümüz onların sürümünden daha kötü olacaktır ve insanlar, bizim sürümümüzü kullanmayacaktır, neden başımızı derde sokalım ki?

SORU: Mmm hmm.

STALLMAN: Bu nedenle, bir insan X Windows’a birtakım geliştirmeler ilâve ettiğinde, o insanın yapması gereken şey bence X geliştirme takımıyla işbirliği yapmaktır. Bu ilâveleri onlara gönderin ve kendi bildikleri gibi kullanmalarına izin verin. Çünkü çok önemli bir özgür yazılım parçası geliştirmektedirler. Onlarla işbirliği yapmak bizim için iyidir.

SORU: Yaklaşık iki yıl önceki özgür olmayan açık kaynağa çok yakın olan X Konsorsiyumu hariç olmak üzere…

STALLMAN: Aslında, o açık kaynak değildi. Açık kaynak olduğunu söylemiş olabilirler. Öyle söylemiş olup olmadıklarını hatırlamıyorum. Ama açık kaynak değildi. Kısıtlıydı. Zannediyorum ki ticari olarak dağıtamıyordunuz. Ya da ticari olarak değiştirilmiş bir sürümünü ya da benzeri bir şeyleri dağıtamıyordunuz. Bu, hem Özgür Yazılım hareketi hem de Açık Kaynak hareketi tarafından kabul edilemez olan bir kısıtlamaydı.

Ve evet, bu, copyleft olmayan bir lisansın sizi maruz bıraktığı bir durumdur. Aslında, X Konsorsiyumunun çok katı bir politikası vardı. Şunu demekteydiler: Programınız azıcık bile copyleft edilmiş olsa, dağıtmayız bile. Dağıtımımıza koymayacağız.

Böylece, çok sayıda insan bu şekilde copyleft etmeme konusunda baskıya uğramıştır. Ve sonuçta, daha sonra onların tüm yazılımları çok açıktı. Bir geliştiriciye her şeye aşırı izin verme konusunda baskı yapmış olan insanlar, daha sonra “Tamam, şimdi kısıtlamalar getirebiliriz” dediklerinde, bu onların çok da etik olmayan hareketler yaptıklarını göstermiştir.

Ancak bu durumda, X’in alternatif bir GPL kapsamlı sürümünü elde etmek için kaynakları gerçekten de zar zor toplamak ister miydik? Ve bunu yapmamızın hiçbir anlamı olmayacaktı. Yapmamız gereken başka birçok şey vardır. Bunun yerine onları yapalım. X geliştiricileriyle işbirliği yapabiliriz.

SORU: GNU’nun ticari bir marka olduğu konusunda bir yorumunuz var mı? Ve ticari markalara izin vererek bunu, GNU Genel Kamu Lisansının bir parçası olarak içermek pratik midir?

STALLMAN: Aslında, GNU üzerinde ticari marka kaydı uygulamaktayız. Ancak, bunun bir önemi yok. Bunun sebebini açıklamak uzun sürer.

SORU: Ticari markanın GPL kapsamlı programlarda görüntülenmesine gereksinim duyardınız.

STALLMAN: Hayır, öyle zannetmiyorum. Lisanslar tekil programları kapsamaktadır. Ve belirli bir program GNU Projesinin parçasıysa, hiç kimse bu konu hakkında yalan söylemez. Bir bütün olarak sistemin ismi farklı bir husustur. Ve bu, bir yan husustur. Daha fazla tartışılmaya değmez.

SORU: Bir düğme olsaydı ve bu düğmeye bastığınızda, bütün firmaları yazılımlarını özgürleştirmeye zorlayabilseydiniz, bu düğmeye basar mıydınız?

STALLMAN: Bu düğmeyi yalnızca yayınlanan yazılımlar için kullanırdım. İnsanların özel olarak bir program yazıp onu özel olarak kullanma hakkına sahip olduğunu düşünüyorum. Ve bu düşüncem, firmaları da içermektedir. Bu, gizlilik hususudur. Ve bu doğrudur, yazılımın halka açılmamasının yanlış olduğu zamanlar da olabilir, örneğin, insanlık için çok yararlı bir yazılım insanlardan gizli tutuluyorsa, bu yanlış bir durumdur. Bu yanlıştır, ancak farklı bir yanlış tipidir. Aynı alanda olmasına rağmen, farklı bir husustur.

Ama evet, bence yayınlanan tüm yazılımlar özgür yazılım olmalıdır. Ve unutmayın ki, bu yazılımlar özgür yazılım olmadığında, bunun nedeni, hükümetin müdahalesidir. Hükümet, yazılımın özgür olmayan yazılım olması için müdahale etmektedir. Hükümet, programların sahiplerine verilmek üzere özel yasal güçler oluşturmaktadır, böylece belirli şekillerde programları kullanmamızı polis gücüyle önleyebilir. Bu nedenle kesinlikle bunun bir sona erdirilmesini isterim.

SCHONBERG: Richard’ın sunumu, önemli oranda entelektüel enerji oluşturmuştur. Umarım ki, bu enerjinin bir kısmı özgür yazılımın kullanılmasına ve muhtemelen de yazılmasına dönüşür.

Bu konuyu burada sona erdirmeliyiz. Şunu söylemek isterim ki Richard politik ve ahlaksal seviyede kamuoyunda nihai politik durumundan dolayı bilinen bir uzmanlık alanına girmiştir ve bu, bizim uzmanlık alanımızda emsali görülmemiş bir davranıştır. Ve bunun için ona çok borçluyuz. Şimdi bir ara olduğunu belirtmek isterim.

[Dinleyiciler alkışlar]

STALLMAN: İstediğiniz zaman gitmekte özgürsünüz, biliyorsunuz. [dinleyiciler güler] Sizi burada köle olarak tutmuyorum.

[dinleyiciler dağılır…]

[çakışan konuşmalar…]

STALLMAN: Son bir şey. Ağ sayfamız: www.gnu.org

[FSF logo]“Our mission is to preserve, protect and promote the freedom to use, study, copy, modify, and redistribute computer software, and to defend the rights of Free Software users.”

The Free Software Foundation is the principal organizational sponsor of the GNU Operating System. Support GNU and the FSF by buying manuals and gear, joining the FSF as an associate member, or making a donation, either directly to the FSF or via Flattr.

başa dön